BEDİR SAVAŞI (3)
tane atlı bulunuyordu. Develere iki veya üç kişi nöbetleşe binerek yollarına devam ediyorlardı. Bu güç dengesizliği pek fazla ehemmiyet arz etmiyordu. Zira, Hak adına çarpan bir yürek, Hakkın yardım ve tecellisini yanında bulacaktı. Muhacirler'in temsilcileri oldukça güzel şeyler söyleyerek içten bağlılıklarını ifade ettiler. Ensar topluluğundan Sa'd bin Muaz: "Biz sana iman ettik, Seni tasdik ettik, Sana söz verdik, biat ettik. O halde emredildiğin şeyi yapmaktan çekinme, Seni hak ile gönderene yemin olsun ki, bizleri alıp şu denize girecek olsan bile kesinlikle Seninle gireriz oraya." Gönüller Allah Resulü'nde bir kez daha birleşti. Nihayet Bedir'e gelindi. Ordu konakladı. Karargâhı kurma hazırlıkları başlayınca Hubab b. Münzir, orduyu yerleştirme planının ilahi bir işaretle mi, yoksa kendi reyi ile mi olduğunu sordu. Allah Resulü (s.a.v.) Kendi tedbiri olduğunu söyleyince Hubab, stratejik bakımdan daha uygun bir plan sundu. Hz. Peygamber bu planı daha uygun buldu. Kureyş ticaret kervanı kaçıp kurtulmuş, Ebu Süfyan haber göndererek ordunun Mekke'ye geri dönmesini istemişti. Fakat Ebu Cehil kararında ısrarlı idi; savaşmak istemeyen arkadaşları için, "Onlar Muhammed'i görünce korkudan ciğerleri şişmiştir" diyerek alay ediyordu. Arap geleneğine göre, savaş başlamadan önce her iki taraftan bir-iki kişi çıkar ve teke tek çarpışırlardı. Kureyş'ten üç kişi çıkmış karşılarına duracak er istiyorlardı. Hz. Peygamber (s.a.v.), "Kalk ey Hamza, kalk ey Ubeyde, kalk ey Ali!" diyerek mü'minlerden üç kişiyi seçti. Müslümanlardan her biri düşmanını yere sermişti. Kendisi için hazırlanan gölgeliğe çekilen Allah Resulü (s.a.v.), dua ediyor, Rabbinden vaadini lütfetmesini diliyordu: "İlahi eğer şu bir avuç Müslüman topluluğu helak olursa, yeryüzünde Sana ibadet edecek hiç kimse kalmaz. Rabbim zafer vaadini lutfet."
