HZ. ALİ, HALİFELİĞİ DÖNEMİNDE FEDEK’İ NEDEN SAHİPLERİNE VERMEDİ? (3)
yurdu. Ali (a.s.), Hasan (a.s.), Hüseyin (a.s.) da O'nunla birlikte idiler. Hz. Peygamber ve Hz. Ali her biri Hasan ve Hüseyin'den birinin elini tutmuştu. Peygamber Ali ve Fâtıma'yı yanına çağırdı Hasan ve Hüseyin'i dizlerine oturttu. Elbisesini onların üzerine örttü ve şöyle dua etti: Allah'ım bunlar Benim Ehl-i Beyt'imdir. Onlardan pisliği gider ve onları tertemiz kıl." 500 Resûlullah (s.a.v.) Hz. Fâtıma (a.s.) hakkında şöyle buyurmuştur: "Allahu Teala, kızım Fâtıma'nın kalp ve azalarını imanla öyle doldurmuştur ki, Allah'ın itaati için kendisini bütün meşguliyetlerden uzak tutmaktadır." 501 Hz. Fâtıma (a.s.) o kadar kendini Allah'a adamıştır ki, dünya malı için değil yalan söylemek, böyle bir şeyi düşünmeyi dahi aklına getirmeyecek bir yaradılıştadır. Bu bakımdan, O'na iftira atmak, aslında O'nun hakkında nâzil olan ayetlere terstir. Ve bir mânâda ayeti inkardır. Hadislere terstir, Resûlullah (s.a.v.)'in O'nun hakkında söylediklerine, sünnete aykırıdır. Hz. Fâtıma'nın (a.s.) verdiği mücadelede bir müddet sonra sessiz kalmayı tercih etmesi bazı Sünni alimlerce O'nun verilen hükme razı olduğu şeklinde yorumlanmaktadır. Buna karşılık Ehl-i Beyt alimlerinin kimisi şöyle bir gerekçe getirmektedir: Bazen zalimin güçlü olduğundan dolayı mazlum, düşmanlar karşısında yüz suyunu korumak için sükut etmek zorunda kalıyor. Mazlum Fâtıma (a.s.) da kesinlikle onlardan razı olmamış, üstelik bu dünyadan o gazap üzere ayrılmıştır. Buna Sünni alimlerden örnek vererek Buhari ve Müslim'de yer alan şu rivayete yer 500 Ahmed b. Hanbel, Müsned, 4. Cüz, s. 107 501 Bihârü'l-Envâr, c. 43, s. 46
