RESÛLULLAH’IN RIHLETİNDEN SONRA HZ. FÂTIMA (2)
İkinci olarak; Resûlullah'ın (s.a.v.) vefatıyla beraber İslam toplumu içinde büyük bir panik havası oluşmuş, o anda akla ilk gelen bu paniği engellemek, halkın dağılmasını ve nifak çıkmasını önlemek için beklemeden yeni bir halife seçmek gereğine olan inançtır. Bu olay o kadar hızlı gelişmiştir ki, Resûlullah (s.a.v.) henüz defnedilirken, Sakife gölgeliğinde yeni halifenin seçimi gerçekleştirilmiştir. Az bir kalabalık yeni halifenin seçiminde tartışmalı biçimde oy kullanmıştır. Oysa seçime dahi gerek olmayacak şekilde Resul-i Ekrem hayatta iken yerine geçecek halifeyi belirlemişti. Bunu defalarca ve açıkça beyan etmesine rağmen, bu gerçek kaba idrakli Arap toplumunda tam mânâsıyla anlaşılamamış olsa gerektir. Bunu, Hz. Ebu Bekir gibi ömrünü Resûlullah'ın (s.a.v.) yanında geçiren bir sahabenin ağzından dahi duymaktayız. `Hz. Ebu Bekir'in pişmanlığı' ile ilgili bölümde yer verdiğimiz rivayette Hz Hz. Ebu Bekir, Hz. Fâtıma'ya (a.s.) yaptıklarından dolayı duyduğu pişmanlığı dile getirirken, "Keşke hayatta iken Resûlullah'a (s.a.v.) yerine kimi halife bıraktığını sorsaydım" demektedir. Hem Hz. Fâtıma'nın (a.s.) itirazlarına rağmen bildiği şekilde hareket etmiş, hem de hayatı boyunca bunun ıstırabını çekmiştir. Hz. Peygamber, vefatından 3 ay gibi bir kısa zaman önce, Gadri Hum'da İmam Ali'yi (a.s.) yerine halife ilan etmiş, yüz binden fazla sahabe de buna şahitlik etmişti. Burada yapılması gereken, âdeta bir vasiyet mahiyetindeki Gadr-i Hum konuşmasında denileni yerine getirmekten başka bir şey değildi. Ancak gelişmeler hiç de böyle olmamıştır: Sünni Ahmed bin Hanbel şunları aktarmaktadır: "Zeyd bin Erkam dedi ki: Resûlullah (s.a.v.) ile bir seferde beraber iken Gadr-i Hum denilen yere vardık. Orada Resûlullah (s.a.v.)
