HZ. HASAN VE HZ. HÜSEYİN’İN DÜNYAYI TEŞRİFLERİ (2)


verdim. Yine Peygamber (s.a.v.) bize gelip buyurdu ki: `Bana oğlumu gösteriniz. Ona ne adını verdiniz?' Ben dedim ki: `Adını Harb verdim.' Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: `Hayır onun adı Muhsin'dir. Zira Harun'un (a.s.) çocuklarının adı Şeber, Şebir ve Müşebbir idi. Ben de aynı adları (Arapça olarak) senin çocuklarına verdim." 264 Hz. Hasan (a.s.) ve Hz. Hüseyin (a.s.) Efendilerimizin isimlerinin konması meselesiyle ilgili olarak başka bir rivayet de Esma bint-i Amis'dendir. Esma bint-i Amis'den : "Fâtıma (a.s.) Hasan'ı doğurduktan sonra Resûlullah (s.a.v.) bana buyurdu ki, `Ey Esma Bana çocuğumu getir.' Ben de Hasan (a.s.)'ı sarı bez parçasına sarıp verdim. Bunu gören Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki, `Ben sizlere doğan çocukları sarı beze sarmayın diye tenbih etmemiş miydim?' Ben de hemen Hasan'ı beyaz bir beze sarıp geri verdim. Elimden alıp Hasan'ın sağ kulağına ezanı ve sol kulağına ikameti okudu. Sonra Ali'ye buyurdu ki: `Oğluma ne adını verdin?' Ali (a.s.) dedi ki: `Ben Senin önüne geçip O'na bir ad vermedim.' Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: `Ben de O'na ad vermekle Rabbimi geçmeyeceğim'. O sırada Cebrail (a.s.) inip buyurdu ki: `Ey Muhammed! Rabbin Sana selam okur ve buyurur ki: Ali Senden Harun'un Musa'ya olan menzilesindedir. Ancak Senden sonra peygamber yoktur. Oğlunun adını Harun'un oğlunun adı gibi ver. Peygamber (s.a.v.) buyurdu ki: `Harun'un oğlu hangi ada sahipti ey Cebrail?' 264 Taberî, Zehâirü'l-Ukba, s. 119