MUAVİYE’NİN OĞLU YEZİD’İ VELİAHT TAYİN ETMESİ (6)


revâ gördün. Bir kimsenin hakkı olan unvanından payını kendisine vermedin, böylece şeytan nasibini fazlasıyla almış oldu. Yezid'in, marifetinin ve Muhammed ümmeti için siyasetinin hakkında söylediklerine gelince; bu sözlerle halkı onun hakkında yanıltmak istediğini anladım. Sanki tanınmamış birinden söz ediyor veya gizli kalmış bir şeyi açıklıyormuşsun! Ya da senden başka kimsenin bilmediği bir şeyden haber veriyormuşsun gibi! Yezid'in kendisi kapasitesini ve dirayetini göstermiştir! En iyisi onun hakkında, kendisinin peşinde olduğu iftiharları açıkla. Örneğin av köpekleriyle oynamasını, yarış güvercinleriyle uğraşmasını, şarkıcı kadınları, çalgıcıları bir araya getirmesini ve türlü türlü eğlenceler tertiplemesini anlat... O zaman daha doğru konuşmuş olursun... Düşündüğün şeyden vazgeç! Bu halkın günah ve vebalini bundan fazla kendinle beraber Allah'ın huzuruna götürmen, senin yararına olmaz! Allah'a and olsun, o kadar zalimane bâtıl yola dalmış ve halka öylesine zulmetmişsin ki, artık insanlara gına geldi... Halbuki ölümle aranda, bir göz açıp kapama kadar mesafe var... Ömrünün kalan bu bölümünde, kaçışın olmadığı ceza günü için azık olacak işlerle uğraş. Resulüllah (s.a.v.) döneminde o adamın, bahsettiğin topluluğa komutan oluşundan söz ediyorsun... O zaman bu makam Amr'a havale edilince, o topluluk, bu işi kendilerine ayıp bilip, onun öne geçmesini kabul etmeyerek yaptığı işleri saydılar. Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Öyleyse ey Muhacir topluluğu! Onun bundan sonra size hükmetme hakkı yok." O hassas dönemde ve doğru iş yapmaya en ihtiyaç duyulan şartlarda iptal edilen bu uygulamayı nasıl delil gösteriyorsun? Ya da Tabiin olan birini nasıl sahabeyle aynı tutuyorsun? Halbuki etrafında, Resulüllah'ın itimat ettiği, dinine yakınlığına güvendiği kimseler bulunuyor. Sen bu insanları, zalim ve sapık bir şahsa itaat etmeye çağırıyorsun. Halkı şüpheye düşürmek, geride kalan yakınlarını dünyada bahtiyar etmek, kendini ise ahirette bedbaht etmek için! Şüphesiz bu, apaçık bir hüsrandır. Allah'tan, beni ve sizi affetmesini diliyorum."