SOSYOLOJİK VE STRATEJİK BAKIMDAN MUKAYESESİ
mek istemiyorum. Hayır; İmam Hüseyin'e (a.s.) ilginç bir şekilde hüccet tamamlanmıştı; zemin hazır olmasaydı bile, bu durumu ve hücceti göremezden gelemezdi. Peki, İmam Hasan (a.s.) açısından da durum böyle miydi? Hayır, İmam Hasan (a.s.) için bu anlamda hüccet tamamlanmamış, durum aksine dönmüştü. Yani Kûfe halkı hazır olmadıklarını göstermişlerdi. Kûfe'nin iç durumu o kadar bozuktu ki İmam Hasan'ın (a.s.) kendisi birçok Kûfeliden kaçıyor, dışarı çıktığında (hatta namaza geldiğinde) elbisesinin altından zırh giyiyordu. Çünkü Hariciler ve Muaviye'den beslenen (çanak yalayıcı) kişiler çoktu ve öldürülme tehlikesi vardı. İmam Hasan (a.s.) namaz hâlindeyken kendisine ok atıldı; ancak İmam elbisesinin altından zırh giydiği için ok etkili olmadı; aksi durumda İmam namazdayken okla öldürülecekti. Dolayısıyla, Kûfe halkının daveti sonucu İmam Hüseyin'e (a.s.) hüccet tamamlanmıştı (hüccet tamamlandığı için de olumlu cevap vermesi gerekiyordu) fakat İmam Hasan (a.s.) için durum tam tersineydi; çünkü hüccet aksine tamamlanmış, Kûfe halkı neredeyse hazır olmadıklarını ilân etmişlerdi sanki. İmam Hüseyin'in (a.s.) kıyamındaki üçüncü etken ise iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmaktı. Yani İmam Hüseyin'den (a.s.) biat istenmesi ve onun biat etmemesi, yine Kûfe halkının davet etmesi sonucu İmam'a hüccetin tamamlanması ve onlara olumlu cevap vermesi gibi durumlar olmasaydı dahi İmam Hüseyin (a.s.) yine kıyam etmeliydi. Yani eğer İmam Hüseyin'den (a.s.) biat istenmeseydi ve yine Kûfe halkı davet etmeseydi bile yine kıyam ederdi kesinlikle. Peki, nedir bu mesele? İyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmaktır. Muaviye'nin hilafeti ele geçirdiği günden itibaren yirmi yıl boynuca yaptığı her şey İslam'a ters düşmekteydi. O zalim ve zorba bir yöneticiydi; zulüm ve haksızlığını herkes görmüş ve hâlâ da görmekteydi. İslam hükümlerini değiştirmiş, Müslümanların Beytülmal'ini zayi etmiş, saygın kanları dökmüş, şöyle etmiş, böyle etmiş, şimdi de kendisinden sonra şarap içen,
