SOSYOLOJİK VE STRATEJİK BAKIMDAN MUKAYESESİ (2)


Müslümanların halifesinin hilafet makamında öldürülmesi İslam âlemi için utanç vericidir; hilafet makamına saygısızlıktır. Bunların istekleri meşrudur, onları yerine getir, bırak bunlar çekip gitsinler." Diğer taraftan Emirü'l-Mü'minin Ali (a.s.) ayaklanan insanlara, hak sözü söylemeyin, Hz. Osman'ın işlerine karışmayın; bu diretiyorsa sizler çekip gidin, evlerinizde oturun demek de istemiyordu. Çünkü halifenin eli her ne kadar açık ve serbest olsa, haksızlıkları da bir o kadar artar. Elbette bunu insanlara açıklamıyordu; açıklamaması da gerekiyordu. Fakat Hz. Osman'ın hilafet makamındayken öldürülmesini de istemiyordu. Ne yazık ki Emirü'l-Mü'minin Ali'nin istemediği şey oldu. Dolayısıyla tarihten anlaşıldığı kadarıyla İmam Hasan (a.s.) direnecek olsaydı bu, onun ölümüyle sonuçlanacaktı; bu ise imamın ve halifenin hilafet makamında öldürülmesi demekti. İmam Hüseyin'in (a.s.) öldürülmesi böyle değildi, yönetime karşı çıkan bir kişinin öldürülmesiydi. İmam Hasan (a.s.) dönemi ile İmam Hüseyin (a.s.) dönemi arasındaki farklı şartların ilki buydu. İkinci farka gelince... İmam Hasan'ın (a.s.) ashabından birçoğu ihanet etmiş, Kûfe'de çok sayıda münafık türemiş, birçok tarihî olay ve etkenlerin sonucu Kûfe bozuk bir hâl almıştı. Ancak her ne kadar Irak (Kûfe) ordusu zayıf duruma düşmüş idiyse de; bu, ordunun tamamen yok olduğu, Muaviye'nin orayı rahat bir şekilde elde edeceği, (hâşâ) Resulüllah'ın (s.a.v.) Mekke'yi fethettiği gibi çok kolay bir şekilde ele geçireceği anlamına gelmezdi. Kûfe'de yaşanan büyük sıkıntılardan birisi de Haricilerin ortaya çıkmasıdır. Emirü'l-Mü'minin Ali (a.s.) Haricilerin ortaya çıkışını, gerçekleşen hesapsız fetihlerden kaynaklandığını düşünmektedir. İnsanların talim ve terbiyeye tâbi olamadan, İslam ahlakıyla ve dinin ruhuyla aşina olmadan, belli prensipler doğrultusunda genişletilmesi gereken İslam sınırlarının, bunlara paralel olarak genişletilmediğini ve fitnenin kökünün de bu sorundan kaynaklandığını söylüyordu.