HUDEYBİYE BARIŞI (6)


lıçla adamı vurup öldürdü. Olayı gören arkadaşı var gücüyle kaçıp Medine'ye döndü. Adam Medine'ye gelince Resulüllah, "Galiba yeni bir olay oldu?" buyurdu. Adam, "Evet" dedi. "Arkadaşınız arkadaşımı öldürdü. Çok geçmeden Ebu Bâsir de gelip yetişti ve dedi ki, "Ey Allah'ın Resulü! Siz antlaşmaya uydunuz. Antlaşma gereğince onlardan biri kaçıp size gelecek olursa onlara teslim etmeniz gerekiyordu. Siz de teslim ettiniz. O hâlde, artık bana dokunmayın" dedi ve sonra kalkıp Kızıl Deniz sahiline gitti. Orada bir noktayı kendisi için merkez edindi. Mekke'de baskı ve işkenceye maruz kalan Müslümanlar Resulüllah'ın (s.a.v.) kimseyi yanında tutmadığını, fakat Ebu Bâsir'in kalkıp Kızıl Deniz sahiline gittiğini ve orada bir merkez oluşturduğunu duyunca bir bir oraya akın ettiler. Yavaş yavaş sayıları yetmiş kişiye vardı ve kendileri tek başlarına bir güç haline geldiler. Kureyş artık gidip gelemeyince Resulüllah'a (s.a.v.) bir mektup yazarak, "Biz isteğimizden vazgeçtik; lütfen onlara bizi rahatsız etmemeleri için Medine'ye dönmelerini yazın. Biz antlaşmamızın bu maddesinden vazgeçtik" dediler ve böylece bu madde uygulamadan kalktı. Her halükârda, bu barış antlaşması daha sonra yapılacak olan savaş için halkın ruhunda daha fazla zemin hazırlamak amacıylaydı; öyle de oldu. Arz eteğim gibi Müslümanlar ondan sonra Mekke'de serbest oldular; bu serbestlikten sonra insanlar grup grup Müslüman oluyorlardı ve o yasakların tümü kaldırılmıştı. Şimdi İmam Hasan'la (a.s.) İmam Hüseyin'in (a.s.) döneminin şartlarına bir göz atalım, bakalım acaba bu ikisi gerçekten farklı şartlara mı sahipti? İmam Hasan da İmam Hüseyin'in yerinde olsaydı İmam Hüseyin (a.s.) gibi savaşır mıydı ve İmam Hüseyin (as) da İmam Hasan'ın yerinde olsaydı o da kardeşi İmam Hasan (as) gibi barış mı yapardı? Kesinlikle böyledir. Ancak burada şu noktayı da hatırlatayım: Biri "İslam dini barış