FIKIHTA BARIŞ (2)


onunla barış antlaşması yapılabilir; fakat belirsiz bir süreye kadar barış anlaşması yapılamaz. Süre belirtmeden yapılan bu şekilde antlaşma doğru değildir. Örneğin altı ay veya bir yıl, on yıl veya daha fazlası şeklinde sürenin net olarak belirtilmesi gerekir. Nitekim Resulüllah (s.a.v.) Hudeybiye'de on yıllık bir barış antlaşması yapmıştır. Diyor ki: Bu barış antlaşması Müslümanların maslahatı söz konusu olursa câizdir. (Savaş farz ve barış ise her zaman haram değildir. Hayır; barış câizdir ve hatta "Şehid" diyor ki, burada söylenen "caiz" ifadesi "yapmasak da bir zararı yoktur" anlamında değildir; burada geçen "caizdir" ifadesi haram olmadığını belirtiyor; hatta bazı durumlarda farz bile olur). Müslümanlar şimdilik barış yapmayı uygun görürlerse câizdir; haram değildir. Fakat dedik ki, illa da savaşılması gereken bir konuda olursa (örneğin yukarıda dediğimiz gibi Müslümanların toprağı düşman saldırısına uğrarsa) bu bir farzdır; her halükârda bu toprağı kurtarmak gerekir; savaşarak düşmanın elinden çıkarmak gerekir. Şimdi eğer bu saldırgan düşmanla bir barış imzalanması uygun görülürse barış imzalanmalı mı, imzalanmamalı mı? Diyoruz ki barış imzalamak maslahat olursa yapılır; fakat belirsiz bir süre değil, belli bir süre çerçevesinde olmalıdır. Çünkü düşman tarafından Müslüman topraklarının belirsiz bire süre için işgal edilmesi maslahat olamaz. Maslahat ancak, belli bir süre için düşmanlığı bırakmaktır. Şimdi Müslümanların maslahatı nasıl barışı gerektirebilir? "Ya direnmek için sayıları azdır"; yani düşmandan daha güçsüzdürler. (Geçmişte güç ve kuvvet asker sayısına dayanırdı; fakat günümüzde güç ve kuvvet asker sayısı değil, diğer ölçülerle hesaplanır). Eğer güçsüz iseler ve savaşları da belli bir hedefe yönelikse; o hâlde güçlenmek için bir süre beklemeleri gerekir.