HZ. ALİ (K. VECHE) VE BARIŞI
Öte yandan Emirü'l-Mü'minin Ali'nin (a.s.) bir yerde savaştığını, başka bir yerde ise savaşmadığını (ve kendi tabiriyle, "Gözde diken, boğazda kemik varmışçasına" sabrettiğini) görmekteyiz. Resulüllah'tan (s.a.v.) sonra hilafet meselesi söz konusu olunca ve hilâfeti başkaları sahiplenince Ali (a.s.) savaşmıyor; kılıca sarılmıyor ve ben savaşmamak üzere görevlendirildim; savaşmamam gerekir diyor. Diğerlerinden her ne kadar sertlik ve kabalık da görse yumuşak davranıyor. Öyle ki bir ara Hz. Zehra'nın şu itirazıyla karşılaşıyor: "Nedir bu hâlin ey Ebu Tâlib oğlu?! Neden anne rahmindeki bebek gibi el ve ayağını kucaklayıp bir köşeye çekilmiş dışarı çıkmaktan mahcubiyet duyan sanıklar gibi evde oturmuşsun! Savaş meydanlarında aslanlar senin önünden kaçarlardı. Şimdi bu çakallar sana musallat olmuşlar! Neden?" 534 Bunun üzerine Hz. Ali (a.s.), orada o zaman vazifem o idi, şimdi ise budur, şeklinde cevap veriyor. 534 İhticac-i Tabersî, c. 1, s. 107
