HZ. ALİ’NİN ŞEHADETİ SONRASI DURUM (2)


hakimiyeti"ni Emirü'l-Mü'minine kabul ettirmeye direndiler ama yaptıkları işin karşısındaki reaksiyonu görünce imamı haince tenkit, itiraz ve itham yağmuruna tuttular. Neticede Kûfeliler sahip oldukları silahları kendilerine karşı kullandılar. Ve böylece Kûfe'nin birlik ve bütünlüğüne karşı derin bir darbe inmiş oldu. Kûfe, içinde olduğu bu şartlar altında işini yürütemez oldu. Emirü'l-Mü'minin Kûfelileri Muaviye'yle savaşmaya hazırlamak ve İslam'ın mukaddes vücudundaki bu kanser urunu kazımak için her ne kadar ısrar ettiyse bile katlanmadılar. Muaviye'nin vali ve komutanları durmadan Irak'a tecavüz ediyor, Kûfeliler ise buna karşılık hiçbir tepki göstermiyorlardı. Ne imamın nasihatleri ve ne de sert çıkışları onların aklını başlarına getirdi. Çünkü Kûfelilerin tembellik ve saflıklarının doğurduğu bu ruhsal zaaf, onları herhangi bir hareketlenmeden aciz ve felç etmiş bulunuyordu. İmam, Kûfe'de ve böyle acı şartlar içinde şehit edildi. Bu şehadetin mazlumiyeti toplumda bir dalga coşturmasına rağmen Kûfeliler ihtilafları ve ne yapacaklarını bilmemeleri neticesi felakete uğramış Muaviye ve Şam ordusu da aynen bir kabus gibi Iraklıları öyle bir vahşete düşürmüştü ki, Hz. Ali'nin mübarek cesedi gizlice toprağa gömüldü. Ve o hazretin defnedildiği yeri herkesten gizlediler. Neticede, ancak Ehl-i Beyt imamları imamın mezarını halka gösterdiler. Bu mazlumiyet dalgası Kûfeliler arasında güçlü bir tepki yarattı. Irak zayıflatılmış, sarsılmıştı ama bu tezlikle Şam rejiminin zulmüne boyun eğmiyor ve bu kolaylıkla Şam'a teslim olmayı kendileri için bir yüz karası ve bir leke olarak görüyorlardı."