HZ. ALİ’NİN HİLAFETLE İLGİLİ DÜŞÜNCELERİ (6)

Hz. Ali hayatının muhtelif dönemlerinde, insanlara Gadr-i Hum günü Resulüllah'ın (s.a.v.) buyurduğu ifadeleri hatırlatmıştır. Pek çok kaynakta geçen şu hadiseye dikkat edelim: Hz. Ali Kûfe'de Müslümanlara Gadr-i Hum hadisini delil göstererek şöyle demiştir: "Allah aşkına kim Gadr-i Hum'da Benim hakkımda bir şey duymuşsa kalksın ve tanıklıkta bulunsun." Orada bulunan onikisi Bedir ashabından olan tam otuz sahabe ayağa kalkarak şöyle tanıklıkta bulundular, "Peygamber gözümüzün önünde Ali'nin elinden tutarak halka şöyle buyurdu: `Benim mü'minlere nefislerinden daha evlâ olduğumu biliyor musunuz?" Oradakiler `evet' deyince de Hz. Peygamber şöyle buyurdular: `Ben kimin mevlâsı isem Ali de onun mevlâsıdır.' O cemiyetten üç kişi tanıklık etmekten kaçındı. Bunlardan biri de yaşlandığım için unuttum diyen Enes b. Mâlik'ti. Hz. Ali bunun üzerine onlara ve özellikle de Enes'e şöyle buyurdu, "Eğer yalan söylüyorsan Allah seni abraş hastalığına dûçar kılsın ki sarığınla da örtemeyesin." Enes daha yerinden kalkmadan abraş hastalığına yakalandı. Bazı rivayetlerde de kör ve abraş […]

HZ. FÂTIMÂ’NIN HİLAFETLE İLGİLİ DÜŞÜNCELERİ

Hz. Fâtımâ Gadr-i Hum günü Allah Resulü'nün açık beyanını esas kabul etmekte ve hilafet makamının Hz. Ali'nin hakkı olduğunu söylemektedir. Mescitte irad ettiği hutbenin bir bölümünde şöyle demektedir: "Başkasının devesini damgaladınız. (Sizin malınız olmayan hilafeti gasp ettiniz) onu sizin olmayan bir çeşmenin başına getirdiniz. Ahdinizden (Gadr-i Hum'daki biatinizden) uzun bir zaman geçmemişti." Tathir ayeti1003 ile masumiyeti tartışılmaz olan ve hakkında Allah Resulü'nün, "O'nu gazaplandıran her şey Beni de gazaplandırır" buyurduğu Hz. Fâtımâ'nın hilafet konusundaki düşüncesi budur. Ölümüyle neticelenen hastalığında Hz. Fâtımâ Kendisini ziyarete gelen Muhacir ve Ensar'ın kadınlarına şöyle buyurmuştur: "Allah'a and olsun ki, dünyanızı sevmediğim, erkeklerinize darıldığım halde sabahladım. Onları denedikten sonra uzağa attım. 1003 Ahzab, 33

HZ. FÂTIMÂ’NIN HİLAFETLE İLGİLİ DÜŞÜNCELERİ (2)

Sınadıktan sonra gevşeklik, başı taşa vurmak, mızrağın çatlaması, görüşlerin bozulması ve isteklerin sapması ne de kötüdür! Allah onlara gazaplandı. Ve onlar azapta ebedi kalacaklardır. Çaresizlikten onun (Fedek ve hilafetin) yularını onlara taktım, onu onlara yükledim, baskınını da onlara yaptım (yani diyeceğimi dedim.) Zâlim kavim hayır görmesin, neticesiz kalsın, rahmetten uzak olsun. Yazıklar olsun onlara! Onu (hilafeti), risalet kökünden (merkezinden), nübüvvet ve delalet temelinden, Ruh'ül Emin'in (Cebrail'in) indiği evden, din ve dünya işlerinde âlim olanın elinden çıkardılar. "Bilin ki bu büyük ve apaçık bir hüsrandır." Ali'den intikam almalarının sebebi ne idi? Allah'a and olsun ki, O'nun kılıcının kimseyi tanımamasından, ölüme imtina etmemesinden, düşmanları çiğnemesinden, kılıcının darbesinden ve Allah rızası için olan öfkesinden dolayı O'ndan intikam aldılar. Allah'a and olsun ki, eğer yoldan çekilseydiler (mâni olmasaydılar), Resulüllah'ın Ali'ye bıraktığı yulardan (önderlikten) ve onu kabul etmekten vazgeçselerdi, onu (hilafet devesinin ipini) Ali'ye bıraksalardı, bu deve […]

HZ. FÂTIMÂ’NIN HİLAFETLE İLGİLİ DÜŞÜNCELERİ (3)

Hz. Fâtımâ burada ibret verici ifadeler kullanarak hilafetin Hz. Ali'nin hakkı olduğunu ifade etmektedir. Hilafetin risalet kökünden, nübüvvet temelinden, vahyin indiği evden koparıldığını söyleyerek Hz. Ali'nin hakkının gasp edildiğini beyan ediyor. Ve ayetten misal getirerek bunun apaçık bir günah olduğunu söylüyor. Hz. Fâtımâ devam ederek, hilafeti Hz. Ali'nin elinden alarak aslında ondan intikam aldıklarını, çünkü Ali'nin onların yakınlarını savaş meydanlarında öldürdüğünü ifade ediyor. "Allah rızası için olan öfkesinden, kılıcının darbesinden, düşmanlarını çiğnemesinden dolayı ondan intikam aldılar" buyuruyor. Bu tespitler son derece haklı ve yerinde tespitlerdir. Hz. Fâtımâ devamla, eğer Hz. Ali'nin hakkı olan hilafeti O'na verselerdi, kimsenin yorulmayacağını, işlerin yolunda gideceğini ifade ediyor. Allah Resulü (s.a.v.) de sağlığında bu konuyu sık sık ifade etmiş ve, "Eğer Ali'nin peşinden giderseniz -ki gideceğinizi sanmıyorumO sizi apaçık bir hidayete götürür" buyurmuştur. Hz. Fâtımâ'nın hutbesinin bir bölümünde insanlara hitaben, "Eğer halk inansalardı, korkup sakınsalardı, gerçekten üzerlerine hem gökten, hem de […]

HZ. FÂTIMÂ’NIN HİLAFETLE İLGİLİ DÜŞÜNCELERİ (4)

dı. Halk kan gölü içindeydi, hatta kan Resulüllah'ın kabrine ulaştı. Ve Mescid'ün-Nebi kanla doldu. Ensar'dan ve Muhacirler'den ileri gelen 700 kişiyi öldürdüler. Normal halktan ise onbin kişiyi katlettiler. Müslümanların namuslarına dokunmalarını ise zikretmekten utanç duyuyorum. Sadece Sibt b. Cevzi'nin Tezkire'de (s.163), Ebu'l Hasan Medaini'den naklettiği şu cümleyle yetiniyorum: Hırre olayından1006 sonra, bin kadın evlilik dışı çocuk dünyaya getirdi. (Yani Şam ordusu onları hamile bırakmıştı)" Hz. Fâtımâ mescitte halka hitaben yaptığı konuşmada Fedek konusunda kendisine yapılan haksızlığa da değinmiştir. Aşağıdaki hutbe Fedek1007 konusunda geçmiştir: "Mesele yağmalamaksa öyleyse bunu da (Fedek) alın, onu hilafet devesinin arkasına yükleyip götürün (fakat şunu bilin ki) onun sırtı ağır olacak, ayakları aşınacak, kusuru kalacak (ve sizin için yüz karası olacaktır), o (hilafet devesi) Allah'ın gazabıyla damgalanmıştır. Rezilliği ebedi kalacaktır ve sizi Allah'ın kalplere işleyen yakılmış ateşine götürecektir. Yaptıklarınız (bilin ki) Allahın gözü önündedir. Zulmetmekte olanlar, nasıl bir inkılâba uğrayıp […]

HZ. FÂTIMÂ’NIN HİLAFETLE İLGİLİ DÜŞÜNCELERİ (5)

bu hakkından mahrum edilmiştir. Hz. Ali'nin olaylar karşısındaki tavrı gayet açık, net ve kendisine yaraşır bir şekildedir. Fitneye mahal vermemek, ihtilafa sebep olmamak, İslam'ı ve Müslümanların birliğini korumak maksadıyla iktidardan vazgeçmiştir. Ancak hilafet mutlak surette Hz. Ali'nin hakkıdır. Fakat bu hak gasp edilmiştir. Bu hakkın gasp edilmiş olması hilafetin Hz. Ali'nin hakkı olduğu gerçeğini değiştirmez.

EHL-İ BEYT’İN BÜYÜKLERİNDEN İMAM RIZA’NIN HİLAFETE DAİR GÖRÜŞLERİ

Kuleyni, Usul-ü Kafi adlı eserinin 1. cildinin 347. sayfasında şöyle yazmaktadır: " ... Abdülaziz b. Müslim şöyle rivayet etmiştir: Merv kentinde İmam Rıza ile beraberdik. Cuma günü camide toplandık. Camiye girdiğimiz andan itibaren camide bulunanlar, imamet meselesiyle ilgili konuşmaya başladılar. İnsanların bu konuda çok fazla ihtilafa düştüklerinden söz ettiler. Ben, efendim Ali b. Musa'nın (İmam Rıza) yanına gittim. Ve insanların bu meseleyle ilgili konuşmalara daldıklarını bildirdim. Gülümsedi ve dedi ki: `Ey Abdulaziz b. Müslim! İnsanlar bilmiyorlar ve gerçek görüşlerden saptırılarak aldatılmışlardır. Allah dinini tamamlamadan Peygamberinin ruhunu kabzetmemiştir. O'na içinde her şeyin açıklaması bulunan Kur'an'ı indirdi. Kur'an'da helali, haramı, şer'i hadleri, hükümleri ve insanların ihtiyaç duydukları her şeyi kusursuz bir şekilde açıklamıştır. Nitekim, bir ayette şöyle buyurmuştur:

EHL-İ BEYT’İN BÜYÜKLERİNDEN İMAM RIZA’NIN HİLAFETE DAİR GÖRÜŞLERİ (2)

`Bugün sizin için dininizi olgunlaştırdım, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam'dan razı oldum.' 1009 İmamlık meselesi, dinin tamamlanmasıyla ilgilidir. Peygamber Efendimiz dünyadan ayrılmadan önce ümmetine dinlerinin temel belirtilerini açıkladı, yollarını gösterdi ve onları hak yol üzerinde bıraktı. Ali'yi onlar için bir sembol ve imam tayin etti. Ümmetin ihtiyaç duyduğu hiçbir şeyi açıklamadan bırakmadı. Kim Allah'ın, Kitabı'nı tamamlamadığını iddia ederse, kuşkusuz Allah'ın Kitabı'nı reddetmiş olur, Allah'ın Kitabı'nı reddeden de O'na karşı kafir olur. Ümmet açısından imamlığın ifade ettiği değeri ve konumu biliyorlar mı? Acaba onların bu hususta serbest bırakılmaları caiz midir? İmamlığın, ümmetin seçimine bırakılmış olması, ifade ettiği konum ve önemle bağdaşır mı? İmamlık üstün bir yere, büyük bir öneme, yüksek bir konuma ve erişilmez bir değere ve kavranması güç bir misyona sahiptir. Bu yüzden insanlar akıllarıyla erişemezler. Görüşleriyle onu kavrayamazlar. Kendi seçimleriyle bir imam tayin edemezler. Allah Azze ve Celle, peygamberlik (nebi ve resul) […]

EHL-İ BEYT’İN BÜYÜKLERİNDEN İMAM RIZA’NIN HİLAFETE DAİR GÖRÜŞLERİ (3)

Onu Allah tarafından tayin edilmiş, seçkin insanlara özgü kılmıştır. Sonra Allah imamlığı soyundan seçkin ve tertemiz kimselere de bahşetmek suretiyle İbrahim (a.s.)'a lütufta bulunmuş ve şöyle buyurmuştur: `Ona, fazladan İshak'ı ve fazladan bir bağış olmak üzere Yâkub'u lutfettik, her birini salih insanlar yaptık. Onları emrimiz uyarınca doğru yolu gösteren önderler yaptık ve kendilerine hayırlı işler yapmayı, namaz kılmayı, zekat vermeyi vahyettik. Onlar daime bize ibadet eden kimselerdi.' 1011 Bundan sonra imamlık O'nun soyunda devam etmiş ve kuşaktan kuşağa miras kalmıştır. Her çağda bir imam ortaya çıkmıştır. Derken Allah, bu mirası Peygamberimize tevdi etti. Bu konuda şöyle buyurmuştur: `İnsanların İbrahim'e en yakın olanı, O'na uyanlar, şu Peygamber ve iman edenlerdir. Allah mü'minlerin dostudur.' 1012 Böylece imamlık görevi Peygamberimize geçti. O'ndan sonra da Allah'ın emriyle Ali, Allah'ın belirleyip farz kıldığı şekilde imamlık görevini üstlendi. Böylece O'nun soyundan, Allah'ın ilim ve iman verdiği seçkin kimseler bu görevi […]

EHL-İ BEYT’İN BÜYÜKLERİNDEN İMAM RIZA’NIN HİLAFETE DAİR GÖRÜŞLERİ (4)

İmamlık, ümmetin dizgini, dinin önderliği, Müslümanların düzeni, dünyanın dirliği ve mü'minlerin onurudur. İmamlık, İslam'ın yükselen temeli ve görkemli gövdesidir. Namazın kılınması, zekatın verilmesi, orucun tutulması, haccın yerine getirilmesi, cihadın gerçekleştirilmesi, ganimetlerin çoğaltılması, sadakaların alınıp toplanması, şer'i hadlerin ve hükümlerin uygulanması imam sayesinde mümkün olabilir. İmam, Allah'ın helal kıldığını helal, haram kıldığını haram kılar. Allah'ın koyduğu hadleri egemen kılar. Allah'ın dinini savunur. Hikmet, güzel öğüt ve kesin kanıtla insanları Rabbinin dinine davet eder. İmam, ufukta doğan bir güneş gibi nuruyla bütün alemi aydınlatır. O, ellerin uzanamadığı, gözlerin kestirmediği, erişilmez ufuklardadır. İmam, parıldayan dolunaydır. Parlak bir çıra, aydınlık saçan bir nur, zifiri karanlıklarda, kentlerin girift sokaklarında, çöllerin derinliklerinde ve denizlerin girdaplarında yol gösteren bir rehber, helak olmaktan kurtaran bir kurtarıcıdır. İmam, yollarını kaybedenlerin, doğru yolu bulmak için yüksek bir yerde yakılan kılavuz ateşidir. Dondurucu soğuğa tutulanlar için bir sıcaklıktır. Tehlikeli geçitlerde güvenilir kılavuzdur. O'ndan ayrılan […]

EHL-İ BEYT’İN BÜYÜKLERİNDEN İMAM RIZA’NIN HİLAFETE DAİR GÖRÜŞLERİ (5)

İmam, zamanının tek adamıdır. Hiç kimse onun düzeyine erişemez. Ve hiçbir alim onunla boy ölçüşemez. O'nun alternatifi olmaz. Benzeri ve eşi olmaz. Fazilet sıfatıyla belirginleşir. Bütün faziletler O'nda toplanmış olur. Ama O, bunları çalışarak veya isteyerek elde etmiş değildir. Bilakis bu faziletleri veren, yüce bahşedici olan Allah tarafından O'na özgü kılınmış özelliklerdir. Böyleyken kim imamı tanıyabilmiş ve O'nu seçebilirmiş? Heyhat!!! Heyhat!!! Ne yazık ki, akıllar saptı, düşler şaşırdı, dimağlar hayretlere düştü, gözler kamaştı, ulular küçüldü, hikmet sahipleri şaşkına döndü, düşünürler yetersiz kaldı, hatipler suskun kalakaldı. Öz akıl sahipleri cahilleşti, şairlerin dili dönmez oldu, edipler çaresiz kaldı, söz ustaları ne söyleyeceklerini bilemez oldu.... Onun bir özelliğini vasfetmekten, onun bir faziletini nitelemekten aciz kaldılar. Acizliklerini ve yetersizliklerini itiraf ettiler. ... Böyleyken onun bütünüyle vasfedilmesi veya derinliğine nitelendirilmesi ya da onunla ilgili bir hususun anlaşılması, hele hele onun yerine geçen birinin bulunması ve ona ihtiyaç bırakmaması mümkün […]

EHL-İ BEYT’İN BÜYÜKLERİNDEN İMAM RIZA’NIN HİLAFETE DAİR GÖRÜŞLERİ (6)

`Şeytan, onlara yaptıklarını süslü gösterdi, onları hak yoldan alıkoydu. Onlar da bunun bilincindeydiler.' 1015 Allah'ın seçiminden, Resulüllah'ın seçiminden ve O'nun Ehli Beyt'inden yüz çevirdiler. Kendi seçimlerine itibar ettiler. Oysa Kur'an onlara şöyle seslenmektedir: `Rabbin dilediğini yaratır ve seçer. Onların seçme hakkı yoktur. Allah, onların yakıştırmalarından münezzehtir, yücedir.' 1016 Başka bir yerde de şöyle buyurmuştur: `Size ne oluyor? Ne biçim hüküm veriyorsunuz? Yoksa size ait bir kitap var da onda mı okuyorsunuz? Onda, beğendiğiniz her şey sizin için mutlaka vardır! Yoksa ne hükmedersiniz, mutlaka sizindir diye sizin lehinize olarak tarafımızdan verilmiş, kıyamet gününe kadar geçerli, kesin sözler mi var? Sor onlara, bu iddiayı onların hangisi savunacak? Yoksa ortakları mı var onların? Sözlerinde doğru iseler hadi getirsinler ortaklarını...' 1017 Bir başka ayette şöyle buyuruluyor: `Niçin Kur'an'ı düşünmüyorlar? Yoksa kalplerinin üzerinde kilit mi var?' 1018 Yoksa, `Allah, kalplerini mühürlemiş de bu yüzden anlamıyorlar mı?' 1019 Veya, […]

EHL-İ BEYT’İN BÜYÜKLERİNDEN İMAM RIZA’NIN HİLAFETE DAİR GÖRÜŞLERİ (7)

`İşittik ve isyan ettik dediler...' 1022 Aksine imamlık Allah'ın bir lutfudur. `Bilakis bu Allah'ın bir lutfudur. Onu dilediğine verir. Allah büyük lutuf sahibidir.' 1023 Böyleyken imamı seçme işi nasıl onlara bırakılmış olabilir? İmam alimdir, cahil olmaz, önderdir, yerine geçen biri tarafından sorgulanmaz, kutsallığın, temizliğin, ibadetin, zühdün, ilmin ve kulluğun kaynağıdır. Resulüllah'ın daveti, özellikle O'na tevdi edilmiş, davet görevi ona bırakılmıştır. Fâtıma Betül'ün tertemiz soyundan gelir. Soyuna dil uzatılmayı gerektiren bir kusuru yoktur. Hiç kimse neseb itibariyle O'na denk değildir. Kureyş hanedanından, Haşimoğulları zirvesinden ve Peygamberin pak neslinden gelmiş Allah'ın rızasına sahiptir. Eşraf için bir şereftir. Ve Abdulmenafoğullarının bir boyudur. İlmi gelişmiş ve hilmi eksiksizdir. İmamette güçlü, siyasette bilgedir. Ona itaat etmek farzdır. Allah'ın emriyle bu göreve gelmiştir. Allah'ın kullarına nasihat eder. Allah'ın dininin koruyucusudur. Hiç kuşkusuz Allah, nebileri ve imamları muvaffak kılar, gizli ilminden ve hikmetinden, başka kimseye vermediği şeyleri verir. Bu yüzden […]

EHL-İ BEYT’İN BÜYÜKLERİNDEN İMAM RIZA’NIN HİLAFETE DAİR GÖRÜŞLERİ (8)

Talut'la ilgili olarak da şöyle buyurulmuştur: `Allah sizin üzerinize onu seçti. İlimde ve bedende ona üstünlük verdi. Allah mülkünü dilediğine verir. Allah her şeyi ihata eden ve her şeyi bilendir.' 1026 Bir ayette Peygamberine şöyle buyuruyor: `Allah, Sana kitabı ve hikmeti indirmiş ve Sana bilmediğini öğretmiştir. Allah'ın lutfu Sana gerçekten büyük olmuştur.' 1027 Bir ayette de Peygamberinin Ehl-i Beyt'i ve soyu olan imamlar hakkında şöyle buyurmuştur: `Yoksa onlar Allah'ın lutfundan verdiği şeyler için insanlara hased mi diyorlar? Oysa İbrahim soyuna kitabı ve hikmeti verdik ve onlara büyük bir hükümranlık bahşettik. Onlardan bir kısmı ona inandı. Kimi de ondan yüz çevirdi. Onlara kavurucu bir ateş olarak cehennem yeter!' 1028 Allah bir kulunu diğer kullarının işlerini idare etmesi için seçtiği zaman onun göğsünü bu işin üstesinden gelebilecek şekilde açar, kalbine hikmet kaynaklarını yerleştirir, ona öyle bir ilim ilham eder ki, bundan sonra hiçbir soruya cevap vermekte zorlanmaz, asla doğrudan sapmaz, […]

EHL-İ BEYT’İN BÜYÜKLERİNDEN İMAM RIZA’NIN HİLAFETE DAİR GÖRÜŞLERİ (9)

Peki şu insanlar, böyle birini seçebilirler mi? Ya da seçtikleri kimse bu niteliklere sahip midir? Ve onu bu özellikleriyle öne sürebilirler mi? Hakkı aştılar, Beytullah'a and olsun ki, Allah'ın Kitabı'nı arkalarına attılar. Sanki hiç bilmiyorlarmış gibi bir kenara fırlatıp attılar. Halbuki Allah'ın Kitabı'nda hidayet ve şifa vardır. Ama onlar Allah'ın Kitabı'nı bir kenara atıp kendi tutkulu arzularının peşine düştüler. Allah böyle kimseleri yermiş, bunları düşman ilan etmiş, onları helak etmiştir. `Allah'tan bir yol gösterici olmaksızın kendi hevesine uyandan daha sapık kim olabilir? Elbette Allah, zalim kavmi, doğru yola iletmez.' 1030 `Onların hakkı yıkımdır. Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır. Allah yanında ve mü'minlerin yanında büyük bir nefretle karşılanır. Allah büyüklük taslayan her zorbanın kalbini işte böyle mühürler.' 1031 Allah'ın salat ve selamı peygamber Muhammed'in ve O'nun Ehl-i Beyt'inin üzerine olsun!" 1032   1030 Kasas, 50 1031 Mü'min, 35 1032 El Kafi, c. 1, s. 347'den 351'e kadar

İMAM GAZALİ’NİN HİLAFET İLE İLGİLİ GÖRÜŞÜ

Hilafet meselesi ile ilgili Hüccet'ül İslam Ebu Hamid Muhammed b. Muhammed Gazali'nin ifadelerine bakalım: "... fakat (hilafet hususunda) delil (hüccet) bütün açıklığıyla ortaya çıktı. Ve konu aydınlandı. Cumhur (Müslümanların tamamına yakın çoğunluğu) Gadr-i Hum hutbesindeki hadisin metninde şeksiz şüphesiz tam icma ve ittifak ettiler. Orada Resulüllah (s.a.v.) şöyle buyuruyor: "Ben kimin idarecisi ve velisi isem, Ali de onun idarecisi ve velisidir." (Resulüllah hutbesini bitirir bitirmez) Ömer, derhal "yaşa, yaşa, bravo Sana ey Hasan'ın babası! Sen artık bizim velimiz, kadın erkek bütün mü'minlerin velisi oldun" diyerek kutladı. Şüphesiz bu emre teslimiyet, tayin edilene ilişkin rıza beyanı ve açık hükümdür. Fakat daha sonraları makam ihtirası yüzünden hevâ ve heves galip geldi. Riyaset koltuğuna sarılmak ağır bastı. Samimiyetleri yok oldu. Arzularına boyun eğerek güç bayraklarını havaya kaldırıp dalgalandırdılar. Hayal dünyalarına ve ülkeleri fethetme ihtirasla-

İMAM GAZALİ’NİN HİLAFET İLE İLGİLİ GÖRÜŞÜ (2)

rına karışıp kayboldular. Nefislerinin hevâ kaseleri onları demleyip başlarını döndürdü. Böylece kendisinden sonra vekil bırakan (Resulüllah)'dan yüz çevirdiler. O'na sırtlarını döndüler. (Kur'an'ın ahkâmını) az bir pahaya sattılar. Allah'a karşı işledikleri bu iş, ne kötü bir iştir. Bu sebeptendir ki, nitekim Resulüllah (s.a.v.) vefatından önce ölüm döşeğinde iken, "Bana kalem kâğıt getirin, size bazı şeyler not ettireyim, yapmanız gerekenleri hatırlatacak şeklide kaydettireyim" diye seslenirken, Ömer, "Şüphesiz bu Zât hezeyana kapılmıştır" demişti. Dolayısıyla icmaya ve (icma ile sabit) naslara aykırı olarak teviller üretmek bâtıldır. (Ebu Bekir'in hilafeti bu sebeple geçerli değildir) eğer onun hilafetini kurtarmak için "icma hâsıl olmuştu" derseniz, şüphesiz bu da doğru değildir. Çünkü Ebu Bekir'in hilafetinde icma yoktur. Nasıl olsun ki? Hz. Abbas ve evlatları, Hz. Ali, zevcesi Fâtımâ ve evlatlarının hiçbirisi biat halkasında bulunmadılar. Dahası Sakife'de bulunanların bile birçoğu muhalefet ederek oradan ayrıldılar." Bu ifadeler, Gazali'nin hilafetle ilgili düşünceleridir.1033   1033 İmam Gazali, […]

İMAM AZAM’IN HİLAFET İLE İLGİLİ GÖRÜŞÜ

Bu konu ile ilgili olarak İmam Azam Ebu Hanife ise bu konuda şunları söylemektedir: "Şamlılar bizi sevmiyor. Zira Hz. Ali veya Muaviye'nin saflarından birine iştirak etmemiz talep edildiğinde biz ancak Ali'nin askerleri arasına katılırız diyoruz. Ehl-i hadis diye bilinenler bizi sevmiyor. Zira biz Ehl-i Beyt'i seviyoruz, Ehl-i Beyt'e gönülden bağlıyız. Hilafetin Hz. Ali'nin hakkı olduğuna inanıyor ve savunuyoruz."1034 "(Zeyd bin Ali Zeynelabidin'in Hişam'a karşı başlattığı) savaşta bizzat yer alamadım. Çünkü halkın bana teslim ettiği emanetler vardı. Emanetlerin zâyi olmasından korktum. İmam Zeyd'in hak davayı sürdürdüğüne kâni idim. Ona malımla tam destek vermekten geri durmadım. İmam Zeyd'in bu çıkışı Resulüllah'ın Bedir'deki çıkışına benziyor."1035 1034 Bezzazi, Menakıb-u Ebu Hanife, s. 275 Dar'ül Kitab'ül Arabi 1035 Belazuri, Ensab'ül Eşraf, c. 3, s. 435/Menakıb-u Ebi Hanife, s. 267-268 Dar'ul Kitab'il Arabi

ASHAB’DAN HZ. ALİ’NİN HİLAFETİNİ SAVUNANLAR

İbn Hacer Askalani ve Belazuri kendi tarih kitaplarında Mumammed Havend Şah, `Ravzatu's Sefa'da, İbn Abdubirr, `İstiab'da şöyle diyor: "Sa'd b. Ubade, Hazrec Kabilesi Kureyş'ten bir taife ve sahabenin büyüklerinden 18 kişi Ebu Bekir'e biat etmedi. Ve Rafızi oldular. Onlar Ali b. Ebi Tâlib'in taraftarlarındandı. Bu 18 kişi şunlardır: 1- Selman-ı Farisi 2- Ebu-Zer Gifari 3- Mikdad bin Esved 4- Ammar b. Yâsir 5- Halid b. Said b. As 6- Bureyde Eslemi

ASHAB’DAN HZ. ALİ’NİN HİLAFETİNİ SAVUNANLAR (2)

7- Ubey b. Ka'b 8- Huzeyme b. Sabit 9- Ebu Heysem b. Teyhan 10- Sehl b. Huneyf 11- Osman b. Huneyf 12- Ebu Eyyûb El-Ensari 13- Câbir b. Abdullah El-Ensari 14- Huzeyfe bin Yeman 15- Sa'd b. Ubade 16- Kays b. Sa'd 17- Abdullah b. Abbas 18- Zeyd b. Erkam Yâkubi, Tarih-i Yâkubi adlı eserinde şöyle yazıyor: "Muhacir ve Ensar'dan bir grup Ebu Bekir'e biat etmeyerek, Hz. Ali'ye meylettiler. Onlar, Abbas b. Abdulmuttalib, Fazl. b. Abbas Zübeyr b. Avam, Halid b. Said, Mikdad b. Ömer, Selman-ı Farısi, Ebu Zer Gifari, Ammar b. Yâsir, Bera b. Azib ve Ka'b'dan ibarettirler." Sahabe içinde Hz. Ali'nin yanında yer alan seçkin zümre Hz. Peygamber'in mescidinde toplandıklarında Huzeyme b. Sabit söz aldı ve şöyle dedi: "Ey insanlar! Bilmez misiniz? Resulüllah (s.a.v.) bir konuyla ilgili olarak benim tek başıma yaptığım şahitliği kabul ederdi. Ve ikinci bir kişinin daha bu konu hakkında şahitlik etmesini istemezdi." "Evet" […]
Scroll to top