TEBÜK SAVAŞI VE HZ. ALİ

Taif Savaşı'ndan sonra, Tebük seferi vukû bulmuştur. Tebük seferi, Hicret'in dokuzuncu senesinin Receb ayında meydana geldi. Peygamberimiz, Rumların Arap Yarımadası'na saldırmak üzere planlar yaptıklarının haber almıştı. Bunun üzerine kendisi de gereken hazırlıklara başladı. Ancak Hz. Peygamber kendi yokluğunda Medine'yi yalnız bırakmak istemiyordu. Münafıkların fitne çıkarma ihtimalleri yüksekti. Ve öte yandan Medine'ye her an bir düşman saldırısı da meydana gelebilirdi. Bu sebeple Hz. Peygamber, geride güvenilir, liyakat sahibi birini bırakmak düşüncesindeydi. Bu hassas görev için Hz. Ali'yi seçti ve şöyle buyurdu: "Ya Ali, Medine Bensiz ya da Sensiz düzelmez."891 Resulüllah Tebük'e doğru yola çıktı. Ancak Hz. Ali'nin geride kalması münafıkların işine gelmedi. Bu sebeple Hz. Peygamber'in Hz. Ali'yi aşağıladığı ve O'na kızdığı için, geride bıraktığı söylentisini yaymaya başladılar. 891 Şeyh Müfid, El-İrşad, s. 113

TEBÜK SAVAŞI VE HZ. ALİ (2)

Hz. Ali bu dedikodulardan haberdar olunca, kılıcını alarak Hz. Peygambere yetişti. Ve şöyle dedi: "Ya Resulallah! Münafıklar Senin, Beni aşağılamak ve Bana duyduğun öfkeyi belli etmek için Beni geride bıraktığını söylüyorlar." Resulüllah şöyle buyurdu: "Yerine dön. Çünkü Medine Bensiz ya da Sensiz olmaz. Sen ailem, hicret yurdum ve kavmim hususunda Benim halifemsin, Ey Ali! Musa için Harun neyse, Sen de Benim için o olmak istemez misin? Şu farkla ki Benden sonra peygamber gelmeyecektir."Bunun üzerine Hz. Ali Medine'ye döndü, Hz. Peygamber de yoluna devam etti.892   892 Tarih-i Taberi, c. 2, s. 368; El-İrşad, Şeyh Müfid, s. 138; Es-Siretü'l-Halebiyye, c. 3, s. 132; Sahih-i Buhari, Bab-u Gazvet-i Tebuk, c. 6, s. 3; Sahih-i Müslim, Kitab-u Fedaili's-Sahabe, c. 5, s. 23; Tirmizi, c. 2, s. 300; Müsned-i Ahmed, c. 1, s.185; Sünen-i İbn Mâce, c. 1, s. 42; Tarih-i Bağdat, c. 1, s. 432

MÜBAHELE OLAYI

Resulüllah, Necran hıristiyanlarını İslam'a davet etmişti. Onlar, büyük âlimlerinden 70 kişiyi beraberindekilerle birlikte Medine'ye gönderdiler. Kafile 300 kişiyi buluyordu. Resulüllah ile birkaç ilmî münazara yaptılar. Ve ciddi şekilde yenilgiye uğradılar. Çünkü Peygamber'in delilleri, hıristiyanların elinde bulunan kitaplardandı. O kitaplarda son peygamberin zuhuru ve nişaneleri ile ilgili Hz. İsa'nın sözleri mevcuttu. Ancak makam ve mevki sevgisi hıristiyan âlimlerin teslim olmasına engel oluyordu. Bunun üzerine mübahele ayeti nâzil oldu: "Sana gelen bunca ilimden sonra yine de bu hususta Seninle çekişip, tartışmalara girişirlerse de ki: Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, nefsimizi (kendimizi) ve nefsinizi (kendinizi) çağıralım, sonra karşılıklı lanetleşelim de Allah'ın lanetini yalan söyleyenlerin üzerine kılalım." Bu ayetin nâzil olduğu gün mübahele günüdür. Ve o gün Zilhicce'nin 24'ü veya 25'idir. Hz. Peygamber, Allah'ın bu açık

MÜBAHELE OLAYI (2)

emri üzerine onlara mübahele (karşılıklı beddua) teklifinde bulundu. Hıristiyanlar da kabul etti. Ve bu işin yarına bırakılmasına karar verildi. Ertesi gün hıristiyanların tamamı Medine'nin çıkışında Hz. Peygamberi bekliyorlardı. Resulüllah'ın onları yıldırmak için çok büyük ve kalabalık bir toplulukla geleceğini düşünüyorlardı. Medine kalesinin kapısı açıldı. Resulüllah sağında bir genç, solunda hicaplı bir kadın, ön tarafında ise iki çocuk olduğu halde geldi ve hıristiyanların karşısındaki bir ağacın altına oturdu. Hıristiyanların en bilgini olan piskopos, mütercimlere bu gelenlerin kim olduğunu sordu. "O genç, O'nun damadı ve amcasının oğlu Ali b. Ebi Tâlib'dir. O kadın, kızı Fâtımâ'dır. Çocuklar ise torunları ve kızının evlatları olan Hasan ve Hüseyin'dir" dediler. Bunun üzerine hıristiyan piskopos şöyle dedi: "Bakın Muhammed en yakınlarını ve en çok sevdiklerini mübaheleye getirip onları belaya maruz bıraktı. Eğer tereddüdü olsaydı, onları getirmez, mübaheleden vazgeçerdi. Onunla mübahele yapmamız kesinlikle doğru değildir. Eğer Rum Kayseri'nden korkmasaydım […]

MEKKE’NİN FETHİ VE HZ. ALİ

Kureyşliler, Hudeybiye Antlaşması ile Müslümanlara ve Müslümanlarla antlaşma halinde olanlara saldırmayacaklarını taahhüt etmişlerdi. Resulüllah, anlaşmanın maddelerine tam olarak uyuyordu. Ancak Kureyş, anlaşmayı bozma eğilimindeydi. Neticede Müslümanların müttefiki olan Huzaaoğulları kabilesine karşı bir saldırı planladılar. Bu maksatla Huzaaoğulları'nın düşmanı olan Bekroğulları'nı kışkırttılar. Aralarında kavga meydana geldi. Bekroğulları, Kureyş'in yardımıyla Huzaalıları yenilgiye uğrattılar. Allah Resulü bunu haber alınca Kureyş'le savaşmaya karar verdi. Ve şöyle buyurdu: "Huzaa'ya yardım etmezsem, yardım görmeyeyim." Ve savaş hazırlıklarına başladı. Diğer yandan da bu niyetini gizli tutmak için önlemler alıyordu. Ancak Hatib b. Ebu Beltea bir kadın aracılığıyla, bir mektup yazarak Hz. Peygamber'in niyetini Kureyş'e haber verdi. Kadın, Medine'den henüz çıkmıştı ki. Allah Resulü'ne vahiy geldi ve olayı bildirdi. Peygamberimiz derhal Hz. Ali ile Zübeyr b. Avvam'ı kadını yakalamaları için gönderdi.

MEKKE’NİN FETHİ VE HZ. ALİ (2)

Medine'den birkaç mil uzakta kadını yakaladılar. Ancak kadın kendisinde böyle bir mektup olmadığını söyleyerek ağladı. Bunun üzerine Zübeyr, kadının bir suçu olmadığını, gidip Hz. Peygambere haber vermelerinin gerektiğini söyledi. Hz. Ali ise şöyle dedi: "Hz. Peygamber onun bir mektup taşıdığını söylüyor, sen ise kadın bir şey taşımıyor diyorsun." Sonra kılıcını çekti ve kadına doğru hareket etti. Kadın mektubu Hz. Ali'ye verdi. Ve Medine'ye dönüp, mektubu Hz. Peygambere teslim ettiler."894 Hz. Peygamber, Mekke'ye hareket etmek için tüm hazırlıkları tamamladı. Sancağını Hz. Ali'ye verdi. Diğer bayrakları da kabilelerin ileri gelen isimlerine teslim etti. Ve Mekke'ye doğru yola çıktı. Kureyş, karşı koyacak gücünün olmadığını anlayarak, teslim oldu. Herkes, Resulüllah'ın verdiği güvenceye dayanarak evine kapanıp, canını kurtarmaktan başka çare bulamadı.895 Allah Resulü, Mekke'ye girdikten sonra Allah'ın Evi'ni ziyaret etti. Ve şöyle buyurdu: "Bilesiniz ki sizler, Allah'ın Elçisi için kötü komşulardınız. O'nu yalanladınız ve O'na eziyet ettiniz. Bizi yurdumuzdan sürdünüz ve hatta bununla […]

MEKKE’NİN FETHİ VE HZ. ALİ (3)

yan! Bugün vuruşma günüdür. Bugün haramların helal olduğu gündür. Bugün Allah'ın Kureyş'i zelil kıldığı gündür." Resulüllah Ebu Süfyan'ın bulunduğu yerden geçerken Ebu Süfyan, O'na şöyle seslendi: "Ya Resulallah! Sen kavminin öldürülmesini mi emrettin? Çünkü Sa'd ve beraberindekiler biraz önce yanımızdan geçerken, bizimle savaşacaklarını söylediler ve `Bugün vuruşma günüdür' dediler. Kavmine iyilik etmen için Seni Allah adına yemine veriyorum. Çünkü Sen insanların en iyisi, en merhametlisi en fazla akrabalık bağlarını gözetenisin." Peygamberimiz şöyle buyurdu: "Sa'd yalan söylüyor. Bugün merhamet günüdür. Bugün Allah'ın Kureyş'i aziz kıldığı gündür. Bugün Allah'ın Kâbe'yi yücelttiği gündür. Bugün Kâbe'nin taze örtülere büründüğü gündür." Resulüllah, sancağı ondan alması ve onunla birlikte Mekke'ye girmesi için Hz. Ali'yi Sa'd b. Ubade'nin yanına gönderdi.897 Hz. Peygamber Mekke'ye girerken, sancağı Hz. Ali'nin elindeydi. Mekke'nin kapılarına geldiği sırada genel af ilan etti.   897 Tarih-i Taberi, c. 2, s. 334; El-İrşad, Şeyh Müfid, s. 121

HZ. ALİ’NİN RESULÜLLAH’LA BERABER PUTLARI KIRMASI

Hz. Ali'den şöyle rivayet edilmiştir: "Resulüllah beni putları kırmak üzere götürdü Bana, `otur' dedi. Kâbe'nin yanına çömeldim. Sonra Resulüllah omuzlarıma çıktı ve `ayağa kalk' dedi. O'nu yukarı doğru kaldırdım. Benim altında zayıf olduğumu fark edince, `otur' dedi. Oturdum. Ve omuzlarımdan aşağı indi. Sonra, `Ey Ali! Omuzlarıma çık' dedi. Hz. Peygamber'in omuzlarına çıktım. Sonra Beni yukarı doğru kaldırdı. O anda istesem göğe ulaşabilirim diye düşündüm. Kâbe'nin damına çıktım. Bakırdan yapılmış ve demir kazıklarla yapılmış, en büyük put Kâbe'nin üzerindeydi. Bana, `Onu yerinden sök' dedi. Ben putu yerinden sökmek için uğraşırken, Hz. Peygamber "iyi... iyi..." diyerek beni teşvik ediyordu. Nihayet putu yerinden söktüm. Bana, `Onu parçala' dedi. Ben de putu kırıp parçaladım, sonra aşağı indim."898 898 El-Müstedrek Ale's-Sahihayn, c. 2, s. 367; İbn Cevzi, Tezkiretü'l-Havass, s. 34; benzer bir rivayet, Yenabiü'l-Mevedde, Kunduzi, s. 254

HZ. ALİ’NİN RESULÜLLAH’LA BERABER PUTLARI KIRMASI (2)

Bir başka rivayet ise şöyledir: "Resulüllah, Mescid-i Haram'a geldiğinde orada 360 tane put olduğunu gördü. Bazıları demirle birbirine bağlanmıştı. Hz. Ali'ye bir avuç çakıl taşı getirmesini emretti. Çakıl taşlarını alıp, putların üzerine atıyor ve `Hak geldi, bâtıl zâil oldu' ayetini okuyordu. İçerideki putların hepsini yere devirdi. Sonra da hepsini dışarı atmalarını emretti."899 Allah Resulü Mekke'nin fethinde savunma dışında kimsenin öldürülmemesini emretmişti. Ancak Mukayyes b. Sebabe, İbn Hatl, İbn Sarah ve Peygamberinizin aleyhine şarkı söyleyen iki şarkıcı kadın ve birkaç kişi hariç... Bunlardan Hz. Peygamber'e Mekke'de sürekli eziyet eden Nuveyres bin Nufeyl'i Hz. Ali öldürdü. Haris b. Hişam, Kays b. Saib ve daha birkaç kişi ise Hz. Ali'nin kızkardeşi Ümmü Hani'nin evine sığınmışlar, Ümmü Hani de onlara aman vermişti. Ali başında miğferi ve üzerinde zırhı olduğu halde Ümmü Hani'nin kapısına dayandı ve içeridekilerin dışarı çıkmasını istedi. Ümmü Hani kapıya geldi. "Ben Hz. Peygamberin amcasının kızı ve Ali'nin […]

HZ. ALİ’NİN RESULÜLLAH’LA BERABER PUTLARI KIRMASI (3)

gamber, `Sen her kime aman vermişsen, Ben de aman vermişim' buyurdu. Fâtımâ, `Allah ve Resulü'nün düşmanlarını korkuttuğu için Ali'yi şikâyet mi ediyorsun?' diyerek sitem etti. Bunun üzerine Hz. Peygamber: `Allah, Ali'nin yaptığını beğenip, hoşnut oldu. Ve Ben de Ümmü Hani, Ali'nin kardeşi olduğu için her kime aman vermişse, aman veriyorum' buyurdu."900   900 El-İrşad, Şeyh Müfid, s. 104-105

VEDA HACCI VE GADR-İ HUM OLAYI

İmam Muhammed Bâkır, senetli bir şekilde Gadr-i Hum olayını şöyle anlatıyor: "Resulüllah hac görevini Medine'den, Mekke'ye gidip yerine getirmiştir. O ana kadar hac ve velayet dışında bütün şer'i hükümleri insanlara tebliğ etmişti. Cebrail, Resulüllah'a gelerek, "Ya Muhammed" dedi. "Allah Sana selam söylüyor. Ve şöyle buyuruyor: Ben canının alacağım her peygamberimin ve her resulümün canını ancak dinimi kemale erdirdikten ve hüccetimi tamamladıktan sonra alırım. Bu dinden de Senin üzerine tebliğ etmen gereken iki fariza kaldı. Hac farizası ve senden sonrası için velayet ve hilafet farizası, Ben yeryüzünü asla hüccetsiz bırakmadım ve bırakmayacağım." Cebrail şöyle devam etti: "Allah Sana haccı kavmine tebliğ etmeni emrediyor. Seninle Medine etrafından ve bedevilerden kimin gitme imkânı varsa onlar da Seninle hac yapsın ki onlara, namazı, zekâtı ve orucu öğrettiğin gibi haccı da öğretesin."

VEDA HACCI VE GADR-İ HUM OLAYI (2)

Bunun üzerine Allah Resulü'nün münadisi insanlara şöyle seslendi: "Allah'ın Resulü hac yapmak istiyor ve önceki şer'i hükümlerde olduğu gibi haccın da hükümlerini size öğretmeyi amaçlıyor." Böylece Resulüllah yola çıktı ve O'nunla birlikte pek çok insan yola koyuldu. Bu seferde Resulüllah'la beraber hac yolculuğuna çıkanların sayısı yetmiş bin kişi veya üzeriydi. Resulüllah hac farizasının bitirip Medine'ye doğru yola çıktı. Cuhfe'ye varmadan, Gadr-i Hum denen yere vardığında Cebrail nâzil olup, "Ey Muhammed" dedi Allah şöyle buyuruyor: "Ey Resul, Sana indirileni tebliğ et (insanlara ulaştır) eğer bunu yapmazsan peygamberliğini tebliğ etmemiş gibi olursun. Ve Allah Seni insanlardan koruyacaktır."901 Resulüllah bir ucu Cuhfe'ye yaklaşan Müslümanların önde gidenlerinin geriye çağrılmalarını ve geride kalanların da orada toplanmalarını emretti. Ardından namaza toplanma emri verdi. Orada bulunan ağaçların altının temizlenmesini ve minber şeklinde taşların üst üste konmasını emretti. Ve insanların iyi görebilmesi için onların üzerine çıktı. Allah'a hamd ü senâ ederek […]

VEDA HACCI VE GADR-İ HUM OLAYI (3)

lunan, kendisine yaklaşan herkese lütfeden O'dur. Her göz O'nun gözetimindedir ama gözler O'nu göremez. Allah ikram edici, hilm sahibi ve tahammül edicidir. Rahmeti her şeyi kuşatmış, nimeti ile hepsine ihsanda bulunmuştur. İntikam almada acele davranmaz ve müstahak olunan azabına hemen teşebbüste bulunmaz. Bâtınları ve gizlilikleri anlar, içleri bilir, gizlenmişler O'na saklı kalmaz ve gizlilikler O'na karmaşık gelmez. Her şeyi ihata eden O'dur. Her şeye galebe çalan O'dur. Her şeyde kuvvet O'dur; her şey üzerindeki kudret O'dur. O'nun gibi bir şey yoktur. Hiçbir şey yokken, bir şey var eden O'dur. Daimidir; adalet ile kaimdir. İzzet ve hikmet sahibi olan O'ndan başka bir ilah yoktur. O gözlerin idrakinden yücedir ama kendisi gözleri derk edergörür. O, lütuf sahibi ve bilendir. Hiç kimse görmekle sıfatlarına ulaşamaz ve hiç kimse bizzat Aziz ve Celil olan Allah'ın kendisinin kılavuzluk ettiği dışında gizli ve açık niteliği hakkında bir şey elde edemez. Şahadet ederim ki, O […]

VEDA HACCI VE GADR-İ HUM OLAYI (4)

gösterdiği (boyun eğdiği) ilah O'dur. Padişahların padişahı, eflakin (galaksilerin) döndürücüsü, Güneş ve Ay'ı râm eden de O'dur. Her şey tayin edilmiş bir zamanla hareket etmektedir. Süratle birbirlerini takip eden geceyi gündüze ve gündüzü de geceye giydirmektedir. Her inatçı zorbayı döküp kıran ve her isyankar şeytanı helak eden O'dur. O'nun için bir zıt ve O'nunla birlikte bir eş mevcut değildir; tek ve ihtiyaçsızdır; doğurulmamış ve doğurmamıştır; O'nun hiçbir benzeri yoktur; tek olan Allah ve azamet sahibi bir Rab'dir; istemekte, ardından yerine getirmektedir; irade etmekte ardından mukadder kılmakta; bilmekte, ardından saymaktadır; öldürmekte ve diriltmektedir; fakir kılmakta ve zenginleştirmektedir; güldürmekte ve ağlatmaktadır; yakın kılmakta ve uzaklaştırmaktadır; esirgemekte ve bağışta bulunmaktadır; hükümdarlık O'nundur; hamd ve senâ O'na mahsustur; hayır O'nun elindedir; O, her şeye kâdirdir. Geceyi gündüze ve gündüzü geceye giydirir; O'ndan başka ilah yoktur. Allah izzet ve mağfiret sahibidir; dualara icabet eden, çok ihsanda bulunan, nefesleri sayandır. […]

VEDA HACCI VE GADR-İ HUM OLAYI (5)

Allah için nefsim hususunda kulluğumu itiraf ediyorum ve O'nun Rab olduğuna tanıklık ediyorum. Bana vahyettiği her şeyi edâ ediyorum; zira eğer onu edâ etmezsem, Bana azabının ineceğinden korkuyorum. Şüphesiz O'nun azabının, her ne kadar büyük hile yapsa/düzen kursa da ve dostluğu halis olsa da hiç kimse defedemez. Allah'tan başka ilah yoktur. Allah Bana nâzil buyurduğunu tebliğ etmediğim takdirde, risâletimi edâ etmemiş olacağımı ilan etti. Beni insanların şerrinden koruyacağını garantiledi. Allah kifayet eden ve yücelik sahibidir. Allah Bana şöyle vahyetmiştir: `Ey Resul, Rabbinden Sana indirileni tebliğ et, eğer bunu yapmazsan, O'nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah Seni insanlardan korur. Doğrusu Allah kâfirlere yol göstermez.'902 Ey insanlar, Ben Allah'ın Bana nâzil buyurduğu hiçbir şeyi ulaştırma hususunda kusur etmedim ve Ben bu ayetin nüzul sebebini sizlere beyan ediyorum: Cebrail üç defa Bana nâzil oldu ve selam sahibi olan -ki O Selam'dırRabb'im tarafından bu toplantı yerinde ayağa kalkarak, beyaz […]

VEDA HACCI VE GADR-İ HUM OLAYI (6)

Ey insanlar, Ben Cebrail'den Benim için Allah'tan, Beni bu önemli şeyi tebliğ etmekten mazur görmesini dilemesini istedim. Zira takva sahiplerinin azlığını, münafıkların çokluğunu, kınayanların fesadını, İslam'ı alaya alanların hilelerini biliyorum. Onlar Allah'ın, Kitabında kendilerini şöyle nitelendirdiği kimselerdir: `Hani siz, onu dillerinizle birbirinize yetiştiriyor, ağızlarınızla hiçbir bilgi sahibi olmadığınız bir şeyi söylüyor ve onu kolay sanıyordunuz. Halbuki o Allah katında büyük bir günahtır.'904 Hakeza, münafıklar defalarca Bana eziyette bulundular ve Beni `uzun' (her söze kulak asan kimse) olarak adlandırdılar. Onlar Ali'nin Benden ayrılmaması, Benim kendisine teveccüh etmem sebebiyle böyle olduğumu sandılar. Sonunda Aziz ve Celil olan Allah şu ayeti nâzil buyurdu: `(Yine o münafıkların içinde) O (Peygamber her söyleneni dinleyen) bir kulaktır, diyerek Peygamberi incitenler de vardır. De ki: O sizin için bir hayır kulağıdır.'905 Eğer Ben, Bana bunu (her söze kulak veren kimse olmayı) isnat edenleri açığa vurmak istersem, edebilirim. Eğer onların şahsına işaret […]

VEDA HACCI VE GADR-İ HUM OLAYI (7)

itaat etmeyi farz bilmiş, O'nu imam ve yetki sahibi kılmıştır. Her muvahhid için O'nun hükmünü icra etmesi, sözüyle amel etmesi, emrini kabullenmesi gerekir. Her kim O'na muhalefet ederse, mel'undur. Her kim O'na tâbi olursa ve O'nu tasdik ederse, Allah'ın rahmetine mazhar olacaktır. Allah O'nu ve O'nu dinleyip kendisine itaat eden herkesi bağışlamıştır. Ey insanlar, bu, böylesine bir toplulukta ayağa kalktığım son defadır. O halde işitiniz, itaat ediniz; Rabbiniz olan Allah'ın emri karşısında teslim olunuz. Zira Aziz ve Celil olan Allah-u Teâlâ sizin mevlânız ve ma'budunuzdur. Allah'tan sonra, (şu anda) ayakta sizleri muhatap kılan, O'nun Resulü olan Muhammed sizin velinizdir. Benden sonra da Ali Allah'ın emriyle sizin veliniz ve imamınızdır. İmamet makamı ondan sonra da Allah ve Resulü'yle görüşeceğiniz güne (Kıyamete kadar O'nun evlatlarından olan Benim neslimin hakkıdır. Allah'ın helal kıldığı hususlar dışında bir helal yoktur. Allah'ın sizlere haram kıldığı şey dışında da bir haram yoktur. […]

VEDA HACCI VE GADR-İ HUM OLAYI (8)

O (Ali), Allah'a ve Resulü'ne iman eden ilk kimsedir. Bana iman hususunda hiç kimse O'ndan öne geçmemiştir. O, canıyla Allah Resulü'nün yolunda her türlü fedakarlığa katlanmıştır. İnsanlardan hiç kimse O'nunla Allah'a ibadet etmediği bir zamanda, O, Allah Resulü'yle birlikteydi. Namaz kılan ilk kimse O'dur. Benimle birlikte Allah'a ibadet eden ilk kimse de O'dur. Allah tarafından yerime yatağıma yatmasını emrettim. O da canını Bana feda ederek Benim yerime yatağıma yattı. Ey insanlar, O'nu üstün bilin; hiç şüphesiz, Allah O'na üstünlük vermiştir. O'nu kabul edin; şüphesiz Allah O'nu tayin etmiştir. Ey insanlar, O, Allah tarafından tayin edilen imamdır. Her kim O'nun velayetini inkar ederse, şüphesiz Allah tevbesini kabul etmez ve O'nu bağışlamaz. Allah'ın O'na muhalefet eden kimseye böyle davranacağı kesindir. Allah O'na böyle yapar ve O'nu ebediyete kadar, sonsuza dek şiddetli azapla azaplandırır. O hâlde O'na muhalefet etmekten sakının. Aksi takdirde yakıtı insanlarla taşlar olan ve kâfirler için […]

VEDA HACCI VE GADR-İ HUM OLAYI (9)

Ey nisanlar, Ali'yi üstün biliniz. Zira o, Allah rızk indirdiği ve yaratıklar baki kaldığı müddetçe kadın ve erkek tüm insanların en üstünüdür. Bu sözü reddeden ve O'nunla uyumlu olmayan kimse mel'undur, mel'undur; gazaba uğramıştır, gazaba uğramıştır! Biliniz ki Cebrail, Allah tarafından bu haberi Benim için nâzil kıldı ve şöyle buyurdu: `Her kim Ali'ye düşmanlık eder ve velayetini kabul etmezse, lanetim ve gazabım onun üzerine olsun.' Herkes yarın için önceden ne göndereceğine baksın. Ali'ye muhalefet etmekten ve ayağı sabit olduktan sonra sürçmesinden dolayı Allah'tan korksun. Allah yaptıklarınızdan hiç şüphesiz haberdardır. Ey insanlar, Kur'an hakkında tefekkür ediniz, ayetlerini anlamaya çalışınız; muhkem ayetlerine bakınız, müteşabih ayetlerinin ardından koşmayınız. Allah'a yemin olsun ki Kur'an'ın bütününü sizlere beyan edebilecek ve tefsirini sizler için açıklayabilecek olan kimse, Benim elinden tuttuğum, O'nu kendime doğru yükselttiğim, pazısından tuttuğum, iki elimle kaldırdığım ve sizlere, `Ben kimin mevlâsıysam bu Ali de onun mevlâsıdır' diye bellettiğim kimsedir ve […]

VEDA HACCI VE GADR-İ HUM OLAYI (10)

niz ki Mü'minlerin Emiri sadece Benim şu kardeşimdir. Biliniz ki Mü'minlerin Emiri olmak, Benden sonra O'ndan başka hiç kimse için helal değildir." Daha sonra Hz. Peygamber (s.a.a) eliyle Ali'nin (a.s.) pazısından tuttu ve yukarı kaldırdı. Mü'minlerin Emiri (a.s.) ise Hz. Peygamber (s.a.v) minberin üstüne çıktığı zamandan beri, O'ndan bir basamak aşağıda bulunuyordu. Hz. Peygamber'in yüzüne (s.a.v.) oranla sağ tarafa meyletmişti ve dolayısıyla da her ikisi de bir mekanda durmuş gibiydiler. Sonra Hz. Peygamber (s.a.v) elini kaldırdı. Her ikisi de elini göğe doğru açtı. Ali'yi (a.s) yerinden kaldırdı ve ayağı Hz. Peygamber'in (s.a.v) diziyle aynı hizaya geldi. Daha sonra Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu: "Ey insanlar, bu Ali'dir; O Benim kardeşim, vasîm, ilmimi toplayan ve ümmetim arasında iman eden kimseler üzerinde halifemdir. Aziz ve Celil olan Allah'ın Kitabı'nı tefsir etmekte, Allah'a davet etmekte, Allah'ı razı eden şeylerle amel etmekte, Allah'ın düşmanlarıyla savaşmakta, Allah'a itaatle dostluk etmekte […]
Scroll to top