ASHAB’DAN HZ. ALİ’NİN HİLAFETİNİ SAVUNANLAR (4)

için O'nu ayağa kaldırdı.' Bu konuyla ilgili çok tartışma çıktı. Sonra aramızdan bir adamı Resulüllah'a gönderdik. Ve bunun ne anlama geldiğini sorduk. Buyurdu ki, `O, Benden sonra mü'minlerin velisidir. Ve insanlar içinde ümmetimin hayrını en fazla düşünen kimsedir.' Ben bizzat yaşadığım bu olaya şahitlik ederim. Dileyen inansın, dileyen inkar etsin. Şüphesiz hak ile bâtılın ayrılacağı hüküm günü vakit olarak belirlenmiştir." Ebuzer Gifari, Eyyub El-Ensari, Utbe b. Ebu Leheb, Nu'man b. Aclan, Selman-ı Farisi gibi değerli sahabeler de kalkıp konuştu ve Hz. Ali'nin hilafette hak sahibi olduğunu beyan ettiler. Böyle büyük sahabelerin, bu kadar açık kanıtlar öne sürmesi üzerine, Müslümanlar yavaş yavaş Hz. Ali'ye meyletmeye başladı.1036 Hz. Ebu Bekir'in Sakife'de tamamen bir oldu-bittiyle hilafete seçildiği açıktır. Hz. Ömer, Taberi, Buhari ve İbn Hişam'da beyan edildiğine göre bu konuda şunları söylüyor: "Allah'a yemin ederim ki, biz, Ebu Bekir'e biat meselesinde karşılaştığımız zorluk gibi bir zorlukla karşılaşmadık. Onlardan biat […]

ASHAB’DAN HZ. ALİ’NİN HİLAFETİNİ SAVUNANLAR (5)

Sana muhalefet olmayacaktır. Ve sonuçta Araplar Senin halifeliğini kabul edeceklerdir." Hz. Ali Ebu Süfyan'ın niyetini bildiğinden bu sözlere hiç itibar etmedi. Ve kendisine şöyle dedi: "Ben şimdi Hz. Peygamberin cenazesi ile meşgulüm."1038 Siretu'l-Eimmeti'l-İsna'da rivayet ettiklerine göre, Emir'ülmü'minin (a.s.), Ebu Süfyan b. Harb'i itti ve ona şu karşılığı verdi: "Allah'a yemin ederim ki, senin tek amacın fitne çıkarmaktır. Sen, İslam için yeterince kötülük temin ettin. Senin yardımına ihtiyacımız yoktur." Ebu Süfyan'ın teklifi ile aynı zamanda (ya da daha önce) Hz. Abbas da yeğeni Ali'ye biat etmek istemiş, fakat imam onu da reddetmişti. El-İmame Ve's-Siyase adlı eserin 21. sayfasında bu durum şöyle anlatılıyor: "Sakife toplantısının haberi, Hz. Peygamber'in evine ulaştı. Ali ve Haşimoğulları ile beraber samimi bazı sahabeler Peygamber'in evindeydiler. Resulüllah'ın mübarek naaşının başında toplanmışlardı. Peygamberin amcası Abbas, Ali'ye şöyle dedi: `Ey kardeşimin oğlu, uzat elini Sana biat edeyim. İnsanlar Peygamberin amcası, Peygamberin amcasının oğluna […]

ASHAB’DAN HZ. ALİ’NİN HİLAFETİNİ SAVUNANLAR (6)

lemedim mi? Ben sana biat için elini uzatmanı teklif etmedim mi? Sen kabul etmedin, şimdi başkaları senden önce davrandı." Hz. Ali, Sakife'de toplananların bu davranışını açık bir dille de eleştirmiştir. "Sen henüz gençsin ve hilafet için yeterli tecrübeye sahip değilsin" diyerek Ebu Bekir'i savunan Ebu Ubeyde'ye şu cevabı vermiştir: "Allah'tan korkun ve Hz. Muhammed'in (s.a.v.) İslamî yöneticilik makamını O'nun evinden alıp, kendi evinize taşımayın. Ve bu makamı ehlinden gasp etmeyin. Ey Muhacirler! And olsun Allah'a ki, biz Peygamber Ehl-i Beyt'i bu makama daha layığız. Allah'ın Kitabı'nın her detayına vâkıf, Allah'ın dininde derin ilme sahip, Peygamber sünnetine âlim ve Müslümanların işlerini çözümlemeye kâdir olan bizden başkası mıdır? And olsun Allah'a ki, bu makam bize aittir. Nefsinize uymayın. Yoksa hak ve hakikatten uzaklaşırsınız."1039   1039 Nehcü'l-Belağa Şerhi, İbn Ebi'l-Hadid c. 6, s. 11-13

HZ. EBUBEKİR’İN HALİFE SEÇİLMESİNİN YANKILARI

Ebu Bekir'in Medine'de halife seçilmesi, Mekke'de ilk anda duyulmadı. Bunda Mekke'nin komutanı Attab ibn-i Useyd ibn'il As'ın Beni Ümeyye reisi olan Ebu Süfyan'ın tavrını öğrenmek istemesi gösterilmektedir. Ebu Süfyan ise başta Ebu Bekir'in halifeliğine karşı çıkmış, hatta Hz. Ali (a.s.) ve Abbas'a, "Ben Medine'yi süvari ve piyadelerle dolduracağım. Siz kalkıp kıyam edin ve idareyi ele geçirin" demiştir. Ancak Hz. Ebu Bekir, Ebu Süfyan'ı yanına almak masadıyla, yanında getirdiği malları ona bağışlamış ve Ebu Süfyan'ın oğlu Yezid'i Şam Valisi olarak atamıştır. O zamana kadar Ebu Bekir'i halife olarak istemeyen Ebu Süfyan bu valilik işinden sonra, "Ebu Bekir akraba bağlılığını sürdürdü" diyerek tavrını değiştirmiştir.1040 Aynı zamanda önemli bazı mevkilere Emeviler'den bazı kimseleri atayarak, iktidarda onlara pay vermiştir. 1040 Feth'ul-Buldan-i Belazuri, 31-34; Mecme'ul-Beyan, c. 5 s. 260

HZ. EBUBEKİR’İN HALİFE SEÇİLMESİNİN YANKILARI (2)

Ehl-i Sünnet âlimlerinin beyanına göre; Kendisi de bir Muhacir olan Ebu Bekir, Hazrecliler'in kendisine biatı için de bazı yardımlarda bulunması gereğini anlamıştı. Ebu Bekir, kadınlardan da çeşitli hediyelerle biat almaya çalıştı. Zeyd ibn-i Sabit, Beni Adiyy kabilesinden olan bir hanıma Ebu Bekir'den bir bağış getirdiğini söyledi. Kadın bunun ne olduğunu sordu. Zeyd şöyle cevap verdi: "Bu halifenin kadınlar arasında taksim ettiği bir bağıştır." Bu kadın kendisine verilen bu bağışın bir tür rüşvet olduğunu fark edince Zeyd'e şöyle dedi: "Dinimi satın almak için mi bana rüşvet veriyorsunuz? Allah'a and olsun ki, ben onlardan bir şey kabul etmiyorum."1041 Ehl-i Beyt eserleri ise konuyla alakalı şunları yazmaktadır: "Ebu Bekir Emeviler'i ve Ensar kadınlarını maddi menfaatler ile kendine karşı pasif bir hale getirdi. Ama Haşimiler, Hz. Ali'ye (a.s.) karşı bu yolun işe yaramayacağını biliyordu." Bu noktada Resulüllah'ın vefatından az önce cereyan eden şu hadiseyi de aktarmakta fayda vardır: İmam Musa bin Câfer, […]

HZ. EBUBEKİR’İN HALİFE SEÇİLMESİNİN YANKILARI (3)

Hz. Ali (a.s.) ona dedi ki, `O'nunla niçin başbaşa kaldığını ve O'na neleri aktardığını biliyorsun. Bu senin, babanın ve iki arkadaşının da içinde bulunduğu bir meseledir. ` Aişe ne diyeceğini bilemez oldu, tek kelime etmedi."1042 Tarihçiler Hz. Ebu Bekir'in ölüm döşeğinde iken şunları söylediğini kaydediyor: Abdurrahman ibn-i Avf şöyle aktarıyor: "Ebu Bekir'in ölüm hastalığında onu ziyarete gittim. Evine girdim ve ona selam verdim, `Sende herhangi bir sıkıntı görmüyorum. Dünya için hüzünlenme. Allah'a yemin olsun ki, senin ancak sâlih bir kişi olduğunu biliriz' dedim. Bunun üzerine o, `Ben ancak kendi hayatım boyunca yaptığım üç şeye hüzünlenirim. Bunları yapmamayı çok isterdim. Keşke Fâtımâ'nın evini açmayıp bıraksaydım. Ve üzerime harp kapılarını örtseydim. Keşke Saideoğulları'nın sakifesinde halife seçimi için toplanıldığı gün ben bu işi Ömer veya Ebu Ubeyde'nin boynuna atsaydım. O mü'minlerin emiri olsa ben de yardımcısı olsaydım. Keşke Halid bin Velid'i dinden dönüp de harbe kalkan grup üze[…]

HZ. EBUBEKİR’İN HALİFE SEÇİLMESİNİN YANKILARI (4)

Ebu Bekir yerinden doğruldu ve şöyle dedi: Ben dünyada yaptığım üç şeye keşke yapmasaydım, yapmadığım üç şeyi de keşke yapsaydım, üç şeye de ne ola bunları Peygambere (s.a.v.) soraydım diye üzülüyorum. Keşke yapmayaydım dediğim üç şey: Keşke Fâtımâ'nın evini açmayıp bıraksaydım ve üzerime harp kapılarını örtseydim. Saideoğulları sakifesinde (gölgeliğinde) halife seçimi için toplanıldığı gün ben bu işi şu iki adamdan birinin Ömer veya Ebu Ubeyde'nin boynuna atsaydım. O mü'minlerin emiri olsa ben de yardımcısı olsaydım. Keşke Halid bin Velid'i, Ehl-i Ridde (dinden dönüp harbe kalkan grup) üzerine orduyla yolladığım vakit ben de Zü'l-Kassa mevkiinde otursam, Müslümanlar galip gelirse gelirler, gelmezlerse ben onlara destek ve yardımcı olaydım... Keşke yapaydım dediğim üç şey de şunlardır..."1045   1045 Şerh-u Nehcü'l-Belağa, c. 2, s. 45-47

FEDEK OLAYI

Hayber yakınlarında, Medine'den 140 km uzaklıkta bulunan, Hayber'den sonra Hicaz yahudilerinin yeri sayılan bol verimli ve müreffeh köye "Fedek" deniliyordu. Peygamber, Hayber, el-Gurra ve Tiyma'daki yahudileri yendikten sonra Medine'nin kuzeyindeki bu geniş araziye İslam askerlerini yerleştirdi. Ve Fedek'in ileri gelenlerine bir elçi gönderdi. Çünkü buradakiler, İslam aleyhine bir tehlike unsuruydular. Köyün reisi Yuşa bin Nun savaşmayı değil, teslim olmayı seçti. Bu bölgenin sakinleri İslam bayrağı altında yaşamaya, her yıl mahsullerinin yarısını Peygambere vermeye, Müslümanların aleyhine faaliyet yapmamaya söz verdiler. (Yapılan antlaşma ile Fedek'in yarısını da Allah Resulü'ne bağışlamışlardı). Yani, Fedek, savaş yoluyla elde edilmiş bir bölge değildir. İslam'da savaşla alınan topraklar bütün Müslümanları ilgilendirir. Savaş yoluyla elde edilmeyen topraklar ise devlet reisini ilgilen-

FEDEK OLAYI (2)

dirir. Buraların geliri bazı özel durumlarda da kullanılabilir. (Fedek bu sınıfa girmektedir). Bu özel durum Peygamber ve yakınlarının yasal ve meşru ihtiyaçlarını şerefli bir şekilde sağlamaları içindir. Kaldı ki, Fedek Allah Resulü'ne bağışlanmıştı. Cenab-ı Allah Haşr Sûresi'nde bu durumu şöyle anlatıyor: "... Ve Allah'ın onların mallarından, Peygamberine verdiği şeyler için siz, gerçekten de ne deve sürdünüz ne de at oynattınız ve fakat Allah, peygamberlerini dilediği kimselerin üstüne atıp, üstün eder. Ve Allah'ın her şeye gücü yeter. Allah'ın fethedilen köylerin mallarından Peygamberine verdiği ganimetler artık Allah'ındır. Ve peygamberin, yakınların, yetimlerin, yoksulların, yolda kalmışların bu da o malın sizin içinizdeki zenginlerin ellerinde devreden bir mal, bir sermaye olmaması içindir. Ve Peygamber size ne verirse alın ve neden vazgeçmenizi emrederse vazgeçin ve Allah'tan korkun, şüphesiz Allah'ın azabı çetindir."1046.

HZ. PEYGAMBERİN FEDEK’İ HZ. FÂTIMÂ’YA VERMESİ

"Akrabaya, yoksula, yolda kalmışa hakkını ver"1047 ayeti nâzil olunca, Peygamber Fâtımâ'yı yanına çağırdı ve O'na Fedek'i hediye etti.1048 Bu ayetin Hz. Fâtımâ ve O'nun evlatları hakkında nâzil olduğu konusunda bütün alimler hemfikirdirler. Peygamber yaşadığı müddetçe Fedek Hz. Fâtımâ'nın elindeydi. Kendisi kiraya veriyor, kirasını üç taksitle alıyordu. Aldığı bu kiradan Kendisine, evlatlarına bir gece yetecek kadarını ayırıyor, bir bölümünü Haşimoğulları'nın fakirlerine dağıtıyor, geri kalanını ise diğer yoksullar arasında bölüştürüyordu.1049 Fedek oldukça gelir getiren bir bölgeydi. Kutbeddin Ravendi bu 1047 İsra, 26 1048 Mecmeu'l-Beyan, c. 3, s. 411; Şerh-i İbn-i Ebi'l Hadid, c. 16, s. 268; Ed-Durrü'l Mensur, c. 4, s. 177; Celaluddin Suyuti, tefsirinin 4. cildinde 1049 Peşaver Geceleri, s. 434

HZ. PEYGAMBERİN FEDEK’İ HZ. FÂTIMÂ’YA VERMESİ (2)

konuda şöyle yazıyor: "Peygamber Fedek'i 24 bin dinara kiraladı. Bazı hadislerde bu rakam 70 bin dinar olarak nakledilmiştir. Bu ihtilaf, Fedek'in her yılki gelirinin birbirinden farklı olmasındandır. Muaviye halife olduğunda Fedek'i üç kişi arasında paylaştırdı. O, Fedek'in üçte birini Mervan bin Hakem'e, üçte birini Amr b. Osman'a, üçte birini de oğlu Yezid'e vermişti. Mervan, hilafete geçtiği vakit buranın tamamına el koydu."1050 Fedek'in, Medine dağlarının eteklerinden Seyf'ul Bahr'a kadar uzanan bölgede dağınık 7 köyü vardı. Tarıma elverişli ve hurmalıklarla dolu bir bölge idi. Buranın sahipleri Peygamberle yaptıkları antlaşma neticesinde Fedek'in yarısını Resulüllah'a bağışlamıştı. Allah Resulü de bu verimli bölgeyi kızına vermişti.1051 Netice olarak tarihî kayıtlarda geçen çok sayıda delil göstermektedir ki, Resulüllah sağlığında Fedek'i Hz. Fâtımâ'ya vermiştir.   1050 Ravendi, c. 16, s. 216 1051 Yakut Hımvi, Futuh'ül-Buldan, c. 6, s. 78; Nehcü'l Belağa Şerhi, c. 4, s. 78; Taberi, Tarih-i Kebir; Belazuri, Tarih kitabı

İSLAM HUKUKUNDA MALLARIN KISIMLARI VE MİRAS KONUSU

İslam hukukunda mallar iki kısma ayrılıyordu: Şahsa ait özel mallar: Peygamberimizin (s.a.v.) şahsına ait mallar, ki bu mallar O'nun vefatıyla İslamî miras kanunlarına göre mirasçılarına geçmekte idi. Yani, miras ayetlerinde Peygamberin (s.a.v.) mirasçıları ile diğer şahısların mirasçıları arasında bir fark söz konusu değildir. Peygamberin (s.a.v.) devlet başkanı olarak yönettiği devletin malları, devlete ait mallar: İslam devletine ait olan mallar ve emlak. Resul-i Ekrem (s.a.v.) bu gelirleri İslam devleti ve Müslümanlar için harcardı ve bazen bu malları sahabeler arasında taksim ederdi, bu malları bağışlardı. İslam tarihinde bu tür arazilerden faydalanan sahabelere örnek olarak; Ali (a.s.), Ebu Bekir, Abdurrahman ibn-i Afv, Muhacirler'den Bilal, Ebu Dücane, Sehl ibn-i Hanif ve Ensar'dan olan Haris ibn-i Semme verilebilir.1052 Belazuri Fütuh'ul-Buldan'da bu konuda şunları yazıyor: "Resulüllah (s.a.v.) Ben-i Nazir yerlerinden bir parçasını içinde1052 (Feth'ul-Buldan-i Belazeri, 31-34; Mecme'ul-Beyan c. 5, s. 260).

İSLAM HUKUKUNDA MALLARIN KISIMLARI VE MİRAS KONUSU (2)

ki hurma ağaçlarıyla birlikte Zübeyr b.Avvam'a verdi."1053 "Resulüllah (s.a.v.), içinde dağ ve maden olan bir miktar yeri Bilal'e verdi."1054 "Resulüllah (s.a.v.) dört parça yeri Ali b. Ebi Tâlib'e verdi."1055 Fedek de bu kategorilerden devlet malı içinde yer almakta idi. Bunda Ehl-i Beyt alimlerin çoğu ve Sünni ulemanın bir kısmı hemfikirdir. Peygamberin (s.a.v.) bu mallarda bağış olarak dağıtma yetkisi vardı. Buna göre Hz. Fâtımâ (a.s.)'a vermesinin de -bağış etmesinin debir mahsuru yoktur. İkinci bir görüş ise; "Fedek bölgesi savaşmadan ele geçirilmiş olduğu için devlet malı olmasına rağmen Peygambere (s.a.v.) has olan mallardandır. İdaresi konusunda Peygamber (s.a.v.) serbest bırakılmıştır" görüşüdür. Burası Peygambere (s.a.v.) ait özel mülk hükmündedir. Yine Resulüllah (s.a.v.)'in bunun üzerinde istediği şekilde tasarruf yetkisi vardır. Yani, bunun gelirini istediği kişiye bırakabilir. Allah-u Teala Kur'an-ı Kerim'de bu konuyu şu ayetle anlatmaktadır: "Onlardan Allah'ın, Peygamberine (s.a.v.) verdiği feye gelince, ki siz onun üzerinde (onu elde etmek için) ne […]

HZ. PEYGAMBERİN MEDİNE’DE BIRAKTIĞI MALLARI NELERDİ?

1- Ben-i Nazir yahudilerinden kalan yerler: Resulüllah (s.a.v.) hayatta iken, Ben-i Nazir yahudilerinden savaşmadan alınan yerler konusunda da Fedek benzeri uygulamalarda bulunmuştu. "Hz. Peygamber (s.a.v.), bu arazideki menkul malları Muhacir arasında taksim etti. Arazinin bir miktarını da Kendisine has kıldı ve Hz. Ali'ye emretti ki, onları tasarruf etsin. Daha sonra bu yerleri vakfederek sadakattan kıldı. Kendisinin vefatından sonra buralar üzerindeki tasarruf yetkisini Hz. Fâtımâ ve Hz. Ali'ye bırakmıştır."1057 2- Bezenti diyor ki: "Hz. Rıza (a.s.)'a, Fâtımâ (a.s.)'ın yedi tarlası hakkında sordum. `Bunlar Resulüllah (s.a.v.)'in mevkufatındandı ki, Hz. Zehra (a.s.)'a 1057 Biharü'l-Envar, c. 20, s. 173

HZ. PEYGAMBERİN MEDİNE’DE BIRAKTIĞI MALLARI NELERDİ? (2)

yetişiyordu. Peygamber-i Ekrem (s.a.v.) onların mahsulünden Kendi ihtiyacı miktarında alırdı. Vefat ettiği zaman Abbas onların hakkında Hz. Fâtımâ (a.s.) ile çekişti. Ali b. Ebi Tâlib ve diğerleri bu yerlerin vakıf malı olduğuna şehadet ettiler. Bu tarlalar şunlardır: Dellal, A'vef, Hüsna, Safiye, Meşrebet-ü Ümm-i İbrahim, Meyseb ve Bekra" diye buyurdu."1058 3- Medine sadakati, Hz. Ali (a.s.)'ın elinde idi. Abbas, bu konuda Hz. Ali (a.s.) ile çekişti. Ancak Hz. Ali (a.s.) haklı çıktı. Hz. Ali (a.s.)'dan sonra İmam Hasan'ın elinde idi. Sonra İmam Hüseyin'in elinde idi. O'ndan sonra da Abdullah b. Hasan'ın elinde kaldı. Ben-i Abbas başa geçince bu sadakatı Haşimoğulları'nın elinden aldılar."1059 4- Bu sadakat ile ilgili olarak, Halebi ve Muhammed b. Müslim şöyle rivayet etmektedir: "Hz. Sâdık'a Resulüllah (s.a.v.) ve Fâtımâ (a.s.)'a ait olan sadakat hakkında sorduk. `Onlar Haşimoğulları ile Muttaliboğulları'nındır' buyurdu." 1060   1058 Biharü'l-Envar, c. 22, s. 296 1059 Biharü'l-Envar, c. 2, s. 300 1060 […]

SÖZ KONUSU FEDEK HURMALIĞI TAM OLARAK NEREDEDİR?

Fedek, Hayber'in yakınlarında, Medine'ye yaklaşık 140 km. uzaklıktadır. İmam Musa ibn Cafer (a.s.) Fedek'in sınırlarını bir hadiste şöyle belirtiyor: "Fedek, bir taraftan Adn, bir taraftan Semerkant, bir taraftan Afrika ve bir taraftan denizler, adalar ile çevrili idi."1061 Başta Hicaz yahudilerinin yeri iken; Resulüllah (s.a.v.) Hayber, Vadi'ul-Gurra ve Tima'daki yahudileri etkisiz hale getirmişti. Muhit adındaki elçisini de Fedek'in ileri gelenlerinin yanına gönderdi. Yahudi Yuşa ibn-i Nun savaşmak yerine sulh yolunu kabul etti. Her yıl bölgede çıkan mahsulün yarısını Peygambere (s.a.v.) vermek, İslam bayrağı altında yaşamak ve Müslümanlar aleyhine entrikalar çevirmemek üzere sulh yapıldı. Belazuri, "Fütuh'ül-Buldan" adlı eserinde Fedek'le ilgili şunları yazıyor: 1061 Biharü'l Envar, c. 48, s. 144

SÖZ KONUSU FEDEK HURMALIĞI TAM OLARAK NEREDEDİR? (2)

"Fedek yahudileri, sulh anlaşmasının mukabilinde Fedek arazisinin yarısını Resulüllah (s.a.v.)'e verdiler." Ve yine bu konuda Mu'cem'ül-Buldan'da şu bilgi vardır: "Bütün ağaçları, meyveleri ve mallarının yarısını Resulüllah (s.a.v.)'e verdiler."

HZ. FÂTIMÂ FEDEK KONUSUNDA “BAĞIŞTIR” DEMİŞTİ

Hz. Fâtımâ (a.s.)'ın Fedek üzerindeki hakkı konusunda yaptığı savunma; hem Fedek'i devlet malı olarak görenlere, hem de özel mülktür diyenlere karşı bir cevap niteliğindedir. Hz. Fâtımâ'nın ilk savunması Fedek'in bağış olduğu şeklindeydi, ikincisi ise, miras hükümleri ile ilgilidir. Her iki savunma da ayet ve hadislerle değerlendirilecektir. Fedek konusunda Hz. Fâtımâ (a.s.)'ın ilk çıkışı, Fedek'in, babası Resulüllah (s.a.v.) hayatta iken kendisine bağışlandığı yönündeydi. Ki, işin gerçeği de buydu. Bağışlanmış bir mal konusunda İslam fıkhı gereğince yapılması gereken, ondan tasarrufta bulunandan değil, farklı bir durumu iddia edenden şahit istenmesi idi. İslam fıkhına göre, bir mecburiyeti olmadığı halde Hz. Fâtımâ yine de şahitlerini getirmiştir. Şahit olarak Hz. Ali'yi, Ümmü Eymen'i ve Hasan (a.s.) ve Hüseyin (a.s.)'ı getirdi. Şimdi Fedek'in bağış olduğu yönündeki delilleri ortaya koyalım.

FEDEK’İN BAĞIŞ OLDUĞU İLE İLGİLİ DELİLLER

Hz. Peygamber (s.a.v.) Medine'ye dönünce, şu ayet nâzil oldu: "Yakınlara, yoksula ve yolda kalmışa hakkını ver. Gereksiz yere de saçıp savurma."1062 Peygamber-i Ekrem (s.a.v.), "ze'vil-kurba'nın" (yakınlarının) kimler olduğunu ve haklarının ne olduğunu düşündüğü bir halde Cebrail yeniden nâzil olarak: "Allah-u Teala buyuruyor ki: `Fedek'i Fâtımâ'ya ver' diye arz etti." Hz. Peygamber (s.a.v.) de, Hz. Fâtımâ'yı çağırarak, "Allah-u Teala Fedek'i Sana vermemi emretti" diye buyurdular. Bu yüzden o mecliste Fedek'i Fâtımâ (a.s.)'a hediye etti.1063 Ebu Said-i Hudri'den şöyle nakledilmiştir: "(Ey Habibim! Seninle) yakınlığı olan kişiye hakkını ver, (anlamındaki ayet) nâzil olunca Resulüllah (s.a.v.) Fâtımâ (a.s.)'a, `Fedek Senin olsun' buyurdu."1064 1062 İsra, 26 1063 Peşaver Geceleri, 8. oturum, s. 434 1064 Keşf'ül-Gumme, c. 2, s. 102

ANNESİ HZ. HATİCE

Hz. Hatice Peygamber Efendimizin ilk hanımıdır. Hz. Muhammed'in (s.a.v.), İbrahim dışındaki diğer çocuklarının annesidir. Hz. Hatice annesi ve babası tarafından Kureyşli'dir. "Babası, Huveylid b. Esed b. Abdül-Uzza b. Kusayy b. Kilab b. Merat b. Ka'b b. Luey b. Galib b. Fahr; annesi Fâtıma bint Zaid b. Ussam b. Revaha b. Hacer b. Abd b. Muays b. Amir b. Muays b. Galib b. Fahr'dır. Baba ve ana tarafı Gâlib bin Fahr'a ulaşmaktadır." 1 Hz. Hatice Peygamberimiz (s.a.v.) ile evlenmeden önce Ebu Hale bin Zürare Temimi, ondan sonra da Uteyyik bin Abid ElMahzumi ile evlenmiştir. Hz. Hatice, Resûlullah (s.a.v.)'in peygamberliğine ve Allah'ın birliğine ilk iman eden kişidir. Peygamberlikten önce on beş, 1 Tevfik Ebu İlm, Hz. Fâtıma, s. 11
Scroll to top