RESULÜLLAH’IN SÜNNETİNİN YAZILMASININ ENGELLENİŞİ / HZ. EBUBEKİR VE HZ. ÖMER DÖNEMİ

Zehebi bu konuda şöyle rivayet eder: "Sizler Resulüllah'tan üzerinde ihtilaf etmekte olduğunuz hadisleri rivayet ediyorsunuz. Bu durumda sizden sonra gelecek olan insanlar onlar hakkında sizden daha çok ihtilaf edeceklerdir. O halde hiçbir şekilde Resulüllah'tan bir şey anlatmayın, kim de size soracak olursa deyin ki: Bizimle sizin aranızda Allah'ın Kitabı vardır. O Kitabın helallerini helal, haramlarını haram bilin!" 642 Tabakat-ı İbn-i Sa'd'da şöyle geçer: "Ömer b. Hattab'ın hilafeti döneminde, Resulüllah'ın hadisleri çoğaldı. İşte bu nedenle Ömer, herkesin Resulüllah'tan yazıp yanlarında bulundurdukları hadisleri getirmelerini istedi. Halk itaat ederek onları Ömer'in yanına götürdüklerinde tümünün yakılmasını emretti!" 643 642 Tezkiretu'l Huffaz, Zehebi, c. 1, s. 2, 3 643 Tabakat-ı İbn-i Sa'd, c. 5, s. 140

RESULÜLLAH’IN SÜNNETİNİN YAZILMASININ ENGELLENİŞİ / HZ. EBUBEKİR VE HZ. ÖMER DÖNEMİ (2)

Yani Hilafet Mektebi hadis yazımının yanı sıra hadis rivayetini de yasakladı. Karaza b. Kays'tan şöyle rivayet edilmiştir: "Ömer bizi Irak'a gönderince şehrin dışına kadar bize eşlik etti. Sonra, `Neden size eşlik ettiğimi biliyor musunuz?' diye sordu. `Bizi yolcu etmek ve onurlandırmak için' dedik. Ömer, `Bunun dışında bir sebebi daha var. Sizler öyle bir bölgenin insanlarına gidiyorsunuz ki, Kur'an okuyuşları arı kovanının vızıltısı gibidir. Sakın Resulüllah'tan hadis naklederek onları bu işlerinden alıkoymayınız. Şunu iyi bilin ki bu konuda ben sizi sıkı bir şeklide gözetlemekteyim' dedi. Ben bu açık emirden sonra Resulüllah'tan hiçbir hadis anlatmadım!" Bir başka rivayette şöyle geçer: "Karaza b. Ka'b ve beraberindekiler Kûfe'ye girince, `Bize Resulüllah'ın hadislerini anlat' dediler. Ama o, `Ömer bizi bundan alıkoydu' dedi."644 Bu şekilde Resulüllah'ın sünnetini yaymaktan sakınan sahabeler vardı. Ve yine sahabe arasında halifelerin sünnetine muhalefet edip Resulüllah'ın sünnetini rivayet eden ve bu yolda tehdit, eziyet ve işkence edilen kişiler de […]

RESULÜLLAH’IN SÜNNETİNİN YAZILMASININ ENGELLENİŞİ / HZ. EBUBEKİR VE HZ. ÖMER DÖNEMİ (3)

Onlar, `Yoksa bizi bundan engelliyor musun?' dediler. Ömer, `Hayır' dedi. `Yanımda kalın, yaşadığım sürece benden ayrılmayın. Biz sizden daha bilgiliyiz. Sizden alır cevap veririz.' Onlar da Ömer ölünceye kadar yanından ayrılmadılar. 645 Zehebi, Ömer'in şu üç kişiyi hapsettiğini söyler: İbn-i Mesud, Ebu Derda ve Ebu Mesud el-Ensari . Ömer onlara dedi ki: "Resulüllah'tan hadis rivayet etmekte çok ileri gittiniz." 646 Hz. Ömer sahabelere diyordu ki, "Resulüllah'tan hadis rivayet etmeyi azaltınız. Yalnız kendisiyle amel edilenleri söyleyin." 647 Bu rivayet Meğazi'de geçen Kureyş'in Abdullah b. Amr b. As'ı Resulüllah'tan duyduğu her şeyi yazmasını engelleyen rivayeti ile uyum içindedir.   645 Kenzü'l Ummal, c. 5, s. 239 646 Tezkiretu'l Huffaz, c. 1, s. 7, Hz. Ömer'in biyografisinde 647 Tarih-i İbn-i Kesir, c. 8, s. 107

RESULÜLLAH’IN SÜNNETİNİN YAZILMASININ ENGELLENİŞİ / OSMAN’IN HİLAFETİ DÖNEMİNDE

Osman bu konuda daha da ileri giderek minberde şöyle diyordu: "Hiç kimsenin Ebu Bekir ve Ömer döneminde duyulmayan bir hadisi rivayet etmesi caiz değildir." 648 Böylece Daremi ve diğerlerinin getirdikleri şu rivayetin o döneme ait olduğu anlaşılmaktadır: "Ebuzer bir toplulukta oturuyordu. İnsanlar etrafını sararak ondan soru soruyorlardı. Bir adam gelip başında dikilerek, `Sen fetva vermekten men edilmemiş miydin?' diye sordu. Ebuzer başını kaldırıp adama baktı ve dedi ki, `Yoksa sen casusluk mu yapıyorsun?' Ardından, eliyle boynunu işaret ederek, `Eğer buraya kılıcınızı koysanız ve benim, sizin beni infaz etmenizden evvel Resulüllah'tan duyduğum bir hadisi nakledecek kadar vaktim olsa yine de bunu yapacağım' dedi." 649 648 Muntahabu'l Kenz bi Hamiş-i Müsned-i Ahmed, c. 4, s. 64 649 Sünen-i Daremi, c. 1, s. 132; Tabakat-ı İbn-i Sa'd, c. 2, s. 354, Ebuzer'in biyografisi

RESULÜLLAH’IN SÜNNETİNİN YAZILMASININ ENGELLENİŞİ / OSMAN’IN HİLAFETİ DÖNEMİNDE (2)

Bir başka rivayet de şöyledir: "Bu olay Osman dönemindedir. Zira sahabelerden hiçbiri Ömer döneminde otoritenin emirlerine karşı böyle açıkça muhalefet etmeye cesaret edemezdi." 650 Ahnef b. Kays da benzeri bir rivayette şöyle diyor: "Şam'a gittiğimde, Cuma namazı kılmak için mescide gittim. Orada bir adam gördüm. O hangi topluluğun yanına varacak olsa oradakiler yerlerini değiştiriyorlardı. Namazını çabukça kılıyordu. Yanına oturarak ona, `Sen kimsin?' diye sordum. `Ben Ebuzer'im' diye cevap verdi. Sonra da bana, `Sen kimsin?' diye sordu. Ben de Ahnef b. Kays olduğumu söyledim. Bunun üzerine, `Yanımdan kalk, benden sana şer bulaşmasın' dedi. `Bana senden nasıl şer bulaşır ki?" diye sorunca, şöyle dedi: Şu adam (yani Muaviye) habercisiyle hiç kimsenin benimle oturmamasını haber saldı." 651 Ebuzer egemen güçlere muhalefet etmesinden dolayı bir beldeden bir beldeye sürülmüş, sonunda H. 31'de Rebeze'de ölünceye kadar yalnız ve sürgün olarak yaşamıştır. Bir önceki olay Osman'ın hilafetinin ilk yarısına aittir. Ancak Osman'ın […]

RESULÜLLAH’IN SÜNNETİNİN YAZILMASININ ENGELLENİŞİ / OSMAN’IN HİLAFETİ DÖNEMİNDE (3)

İlk üç halife Resulüllah'ın hadis ve sünnetinin yazılmamasının, anlatılıp yayılmamasının asıl sebebini dile getirmiyorlar ve bunu dolaylı yollardan yapmaya çalışıyorlardı. Onlar Muaviye gibi maksat ve amaçlarını açıkça dile getirmiyorlardı. (Öte yandan, Resulüllah'ın hadislerinin yazılmasının engellendiği bir dönemde maalesef, hıristiyan rahip Temim-i Dari ve yahudi Ka'b el-Ahbar gibi kişilere Mescid-i Nebi'de konuşma izni verildiği acı bir hakikattir. Bu konuda daha ayrıntılı bilgi isteyenler bize başvurabilir).

RESULÜLLAH’IN SÜNNETİNİN YAZILMASININ ENGELLENİŞİ / MUAVİYE’NİN DÖNEMİNDE

Taberi şöyle rivayet etmektedir: "Hicret'in 41. yılında Muaviye, Muğiyre b. Şube'yi Kûfe valiliğine atayınca, yanına çağırarak ona şöyle dedi: Sana bir çok şey hakkında tavsiyede bulunmak istiyorum. Fakat onların tümünü kendi iş becerine bırakıyor ve söylemiyorum. Ancak şunu hatırlatmadan geçemeyeceğim. Ali'yi kötülemekten ve hakkında çirkin şeyler söylemekten, Osman hakkında ise rahmet ve mağfiret dilemekten gaflet etme. Ali dostlarının kişiliğini kırmayı Osman taraftarlarını ise yüceltmeyi ve onları kendine yaklaştırmayı unutma..." 652 Medaini, Ehdas adlı kitabında şöyle yazıyor: "Muaviye, amu'l cemaa'den (Hz. Hasan'la Muaviye'nin sulh yılı) sonra bütün valilerine ve amirlerine şöyle yazdı: 652 Tarih-i Taberi, c. 2, s. 111, 113 -Hicret'in 51. yılı olaylarını anlatırken-; İbn-i Esir, c. 3, s. 102

RESULÜLLAH’IN SÜNNETİNİN YAZILMASININ ENGELLENİŞİ / MUAVİYE’NİN DÖNEMİNDE (2)

`Ben, Ebu Tûrab'ın (Hz. Ali) faziletiyle ilgili hadis rivayet edenlerden beriyim. Ve onları düşman bilmekteyim.' Muaviye'nin bu emri uygulanırken Kûfe halkı büyük felaketlere uğradılar." 653 Muaviye'nin bu emri üzerine Hucr b. Adiyy ve arkadaşlarının elleri bağlanarak boyunları vuruldu. Ruşeyd Haceri ve Meysem-i Temmar darağacına asılarak öldürüldü.   653 İbn-i Ebi'l Hadid, Şerh-u Nehcü'l Belağa, c. 3, s. 15, 16

RESULÜLLAH’IN SÜNNETİNİN YAZILMASININ ENGELLENİŞİ / ÖMER B. ABDÜLAZİZ DÖNEMİNDE

Ömer b. Abdulaziz, Medine halkına şöyle yazdı: "Resulüllah'ın hadislerine dikkat edin ve onları yazın, ben bu ilmin, sahiplerinin ölmesiyle yok olmasından endişeleniyorum." İbn-i Şehab ez-Zühri, hicri birinci yüzyılda Ömer b. Abdülaziz'in emriyle hadis yazmaya girişen ilk kişidir. 654 Fakat H. 101 yılında halifenin zehirlenerek öldürülmesi nedeniyle onun bu işi tamamlanmadı. Ve yazdığı hadisler de yok olup gitti. İbn-i Hacer'in bu konuda Ebu Bekir b. Muhammed b. Amr b. Hazm'ın biyografisinde kaydettiği rivayet özetle şöyledir: "Ömer b. Abdülaziz, İbn-i Şehab'a bir mektup yazarak Resulüllah'ın hadislerini bir araya toplamasını emretti. Fakat İbn-i Şehab'ın ölümünden bir süre sonra oğlu, `Babamın yazdıkları yok olup gitti' dedi..." 655 654 (Fethu'l Bari, c. 1, s. 218, Kitabu'l İlim bâbı). 655 (Tehzibu't-Tehzib, c. 12, s. 39).

RESULÜLLAH’IN SÜNNETİNİN YAZILMASININ ENGELLENİŞİ / ÖMER B. ABDÜLAZİZ DÖNEMİNDE (2)

İbn-i Şehab dışında hadisleri toplayıp yazanlar da vardı. Ama onların yazdıkları da yok olup gitti. Nihayet Abbasi halifelerinin ikincisi Mansur, hilafete geçince ulemayı hadisleri toplamaya teşvik etti. Zehebi H. 143 yılının olaylarını anlatırken bu konuda şöyle yazıyor: "Bu yılda İslam uleması hadisleri, fıkıh ve tefsiri yazmaya koyuldular. İbn-i Cureyc Mekke'de kendi eserlerini yazdı, Said b. Ebi Arube, Hammad b. Seleme ve diğerleri Basra'da hadisleri yazmaya başladılar. Evzai Şam'da kendi kitabını, Mâlik de Medine'de Muvatta'sını yazdı. İbn-i İshak "Meğazi" kitabını, Muammer Yemen'de, Ebu Hanife ve diğerleri Kûfe'de fıkıh ve kendi görüşlerini yazdılar. Süfyan-i Sevri "el-Cami" kitabını yazdı. Ondan kısa bir süre sonra Haşim de kendi kitaplarını derledi. Mısır'da Leys ve İbn Luhey de yazmaya başladılar. Ve yine İbn-i Mübarek, Ebu Yusuf ve İbn-i Veheb de yazmaya koyuldular. Böylece din kitaplarının yazılması ve onların çeşitli bölümlere ayrılması çoğalmaya başladı. Çok sayıda Arapça lügat ve tarih kitapları yazıldı. […]

RESULÜLLAH’IN SÜNNETİNİN YAZILMASININ ENGELLENİŞİ / ÖMER B. ABDÜLAZİZ DÖNEMİNDE (3)

Bizim burada kaydettiklerimiz, bu tarihten önce de hadis yazıldığını bildiren rivayetlerle -örneğin Abdullah b. Amr b. As'ın esSahifatu's Sadıka veya tabiinden Zühri'nin hadis alanında ayrı bir kitabı olduğunu bildiren rivayetlerleçelişmemektedir. Çünkü, bu gibi kitapların sadece isimleri, hadis yazımına izin verilen asrın ulemasına ulaşmıştır, kendileri değil! Eseru'l Eilmme Fi İhyai's-Sünnet adlı eserin 11 ve 12. ciltlerinde Muaviye'nin hilafeti döneminde hadis uydurma girişimi ve halifelerin siyasetini teyit etmek için uydurulan çelişkili hadisler de mevcuttur.

BİRBİRİYLE ÇELİŞKİLİ İKİ HADİS NASIL MEYDANA GELDİ?

Muaviye'nin hilafeti döneminde Resulüllah'ın hadisleri arasında rivayet edilen ve O'nun sünnetinden sayılan hadislerin şu hadislerden ibaret oldukları sanılmaktadır: Sahih-i Müslim, Sünen-i Daremi, Sünen-i Ahmed b. Hanbel'de Resulüllah'tan şöyle nakledilir: "Benden bir şey yazmayın, Benden Kur'an dışında bir şey yazan onu yok etsin." 658 "Resulüllah'tan, sözlerini yazmak için izin istediler. O, izin vermedi." 659 Zeyd b. Sabit'ten, "Resulüllah bizi hadislerini yazmaktan alıkoydu ve bizim yazdığımız hadisleri yok etti." 660 658 Sahih-i Müslim, c. 4, s. 97, Zühd kitabı ve ayrıca et-Tesebbut-u Fi'l Hadis ve Hukm-i Kitabeti'l İlim bâbı; Sünen-i Daremi, c. 1, s. 119, el-Mukaddime 42. bâb; Müsned-i Ahmed, c. 3, s. 12, 39, 56 659 Sünen-i Daremi, el-Mukaddime, c. 1, s. 119 660 Müsned-i Ahmed, c. 5, s. 182; Sünen-i Ebu Davud, İlim kitabı, c. 3, s. 319

BİRBİRİYLE ÇELİŞKİLİ İKİ HADİS NASIL MEYDANA GELDİ? (2)

Ebu Hureyre'den, "Biz Resulüllah'tan duyduklarımızı yazıyorduk. O sırada yanımızdan geçerken, `Ne yazıyorsunuz?' diye sordu. Biz, `Sizden duyduklarımızı' diye cevap verdik. O, `Kur'an karşısında bir kitap mı?' dedi. `Bizim sizden duyduklarımızdır' dedik. Bunun üzerine Resulüllah şöyle buyurdu: `Allah'ın Kitabı'nı yazın, yalnız Allah'ın Kitabı'yla uğraşın, Allah'ın Kitabı karşısında başka bir kitap mı yazıyorsunuz? Yalnız Allah'ın Kitabı'nı yazın.' Resulüllah'ın bu buyruğu üzerine yazdığımız şeyleri bir yere toplayıp yaktık." 661 Eğer bu gibi hadisler doğru ise bu durumda Müslümanların tüm İslam kaynaklarını -sahihler, müsnetler, sünenler, tefsirler ve siretler gibi Resulüllah'ın hadislerini içeren kitaplarıtoplayıp yakmaktan başka bir vazifeleri yoktur. Hayır, bu kesinlikle doğru değildir. Resulüllah böyle bir şeyi ağzına dahi almamıştır. Aksine Veda Haccı'nda Mina'da şöyle buyurdu: "Allah, sözlerimi duyup öğrenen ve onları duymayanlara ulaştıran kişiyi mutlu etsin. Nice fıkıh taşıyanlar var ki onu kendilerinden daha bilginine taşır." 662 Resulüllah şöyle buyurur: "Allah, Bizden hadis duyan ve […]

BİRBİRİYLE ÇELİŞKİLİ İKİ HADİS NASIL MEYDANA GELDİ? (3)

lerim, Benim peşimden gelip hadis ve sünnetimi ezberleyenlerdir' buyurdu." 665 Buhari, İlim adlı kitabında şöyle yazıyor: "Yemen halkından bir kişi Resulüllah'ın hadisini duyunca, `Ya Resulallah! Onu benim için yaz' dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber, `Bunu falanca için yazın' buyurdu." 666 Bu noktada akla şu soru gelmektedir: Hz. Peygamber hadislerinin yazılmasını istediyse, hadislerin yazılmasını yasaklayan rivayetler nasıl ortaya çıktı? Bu sorunun cevabı şudur: Resulüllah'ın hadislerinin yazılmasını engelleyen Kureyş'in yani Muhacirler'in Hz. Peygamberin vefatından önce de O'nun vasiyetinin yazılmasını engellediklerini görmekteyiz. Resulüllah'ın vefatından sonra da iki halife var güçleriyle peygamberin hadislerinin yazılmasını engelledi. Yazılan hadisleri bir araya toplayarak yaktı. Osman b. Affan bu uygulamayı sürdürdü. Bir grup sahabe bu konuda hakim gücü takip etti. Ve yine sahabeden Ebuzer gibiler bu harekete karşı çıkarak, Resulüllah'ın hadislerini yaydıkları için ıstırap ve şiddete maruz kaldılar. Hz. Ali, kendi hilafeti döneminde Resulüllah'ın hadislerinin yazılmasını teşvik etti. O'nun ardından hilafete […]

SÜNNET VE HADİSE YÖNELİK GİZLEME VE TAHRİF

Emirü'l-Mü'minin Ali'nin "vasi" lakabıyla meşhur oluşu, Hilafet Mektebi'nin siyasetiyle çeliştiğinden bunu inkar edip, bu alandaki nasları gizlemek yolunda bir hayli çaba sarfettiler. Hilafet Mektebi'nin bu alanda yaptığı en önemli hareketlerden biri, vasiyet hakkındaki nasları gizlemekti. Bu konuda yapılan gizlemelerden bazı örnekler şunlardır: "En yakın akrabanı uyarıp korkut.."667 ayetinin tefsirinde Resulüllah'ın Haşimoğulları'nı İslam'a davet ettiğini nakleden rivayette Taberi ve İbn-i Kesir Resulüllah'ın o toplantıda İmam Ali hakkında buyurduğu, "O sizin aranızda Benim vasim ve vezirimdir" cümlesini atmış, bunun yerine "şöyle, böyle" kelimelerini koymuşlardır. Halbuki bu belirsiz bir ifade olup hiçbir şeyi anlatmamaktadır . Taberani gibi bazı bilginler aşağıdaki rivayette bu tür bir gizleme yapmışlardır. "Mecmau'z-Zevaid" kitabında Selman-ı Farisi'den 667 Şuara, 214

SÜNNET VE HADİSE YÖNELİK GİZLEME VE TAHRİF (2)

şöyle nakledilir: "Resul-i Ekrem'e `Ya Resulallah! Her peygamberin bir vasisi vardır, ya senin vasin kimdir?' diye sordum. O gün Resulüllah cevap vermedi. Fakat birkaç gün sonra beni çağırdı. Ben aceleyle huzuruna koştum. O, `Musa'nın varisinin kim olduğunu biliyor musun?' buyurdu. Ben, `Yûşa b. Nun'du' dedim. Peygamber, `Neden biliyor musun?' diye sordu. Ben, `Çünkü o herkesten daha bilgiliydi' dedim. Bunun üzerine Resulüllah şöyle buyurdu: Benim vasim, sırdaşım, en seçkin hatıram, ahdimi yerine getirip borcumu ödeyecek olan Ali b. Ebi Tâlib'dir." Heysemi der ki, "Mecmau'z-Zevaid'in yazarı Taberani, burada şöyle ekler: Resulüllah `benim vasim' derken Ali'yi kendi ailesine vasi etmiştir, hilafete değil." 668 Bir diğer örnek de şudur: İbn-i Hişam, es-Siretu'n-Nebeviyye adlı kitabında Resulüllah'ın sünneti hakkında kaydettiklerini Bukai'nin rivayetiyle İbn-i İshak'ın siretinden almıştır. O, kendi kitabı hakkında şöyle der: "Ben İbn-i İshak'ın bu kitaptaki yazılarından bazılarını kaydetmedim. Söylenmesi hadis makamını düşüren ve halkın söylenmesinden hoşlanmadığı şeyleri kaydetmekten sakındım." İbn-i […]

SÜNNET VE HADİSE YÖNELİK GİZLEME VE TAHRİF (3)

Ali dedi ki, "Ben ya Resulallah!" Bunun üzerine Resulüllah O'nu ensesinden tutarak, "Bu sizin aranızda Benim kardeşim,vasim ve halifemdir. Bunu dinleyin ve itaat edin" buyurdu. Resulüllah'ın bu sözünü duyanlar gülerek yerlerinden kalktılar ve Ebu Tâlib'e, "Sana oğluna itaat etmeni emrediyor!" dediler. İbn-i Hişam, bu rivayeti silmiş (ve kendi deyişiyle, halkın duymak istemediği pek çok rivayeti silmiş) kaydetmemiştir. Tabii, buradaki halktan maksat, hilafet makamı ve etrafındakilerdir. Bu nedenle İbn-i İshak'ın sireti unutulmuş ve ona karşı ilgisiz davranılmıştır. Onun yerine İbn-i Hişam'ın sireti meşhur oldu. Ve muteber kaynak olarak tanındı. Öte yandan, yukarıdaki olayı kendi "Tarih"inde kaydeden Taberi, İmam Ali hakkındaki bu nassın öneminin farkına varmış ve tefsirinde bunu telafi etmeye çalışarak yukarıdaki ayetin altına şunları kaydetmiştir: "...Resulüllah buyurdu ki: `Aranızdan hanginiz bu konuda Bana yardım edecek ki, Benim kardeşim ve şöyle, böyle olsun!' Daha sonra buyurdu ki: `Bu benim kardeşim ve şöyle, böyledir. Sözünü dinleyin […]

SÜNNET VE HADİSE YÖNELİK GİZLEME VE TAHRİF (4)

Allame Emini'nin "el-Gadir" adlı kitabından (c. 2, s. 288, 289) Hz. Ali'nin hilafeti ile ilgili hakikatler bu şekilde kaynaklardan silinirken, gerçeği yansıtmayan bazı ifadeler de kitaplara girmiştir. Sahih-i Müslim'de "Men Leanehu'n-Nebiy ev Sebbehu Cealehullah Lehu Zekaten ve Tuhra" bâbında, İbn-i Abbas'tan şöyle nakledilir: "Ben çocuklarla oynuyordum. O sırada Resulüllah geldi. Ben bir evin kapısının arkasına saklandım. Fakat Peygamber yakına gelerek eliyle sırtıma vurdu ve `Git, Muaviye'yi çağır' buyurdu. Ben Muaviye'nin yanına gidip döndüm, `Muaviye yemek yiyor' dedim. Tekrar, `Git Muaviye'yi çağır' buyurdu. Ben gidip dönerek, `Hâlâ yemek yiyor' dedim. Bunun üzerine Resulüllah, `Allah'ım! Onun karnını doyurma!' buyurdu." 671 Bu hadisi İbn-i Kesir kendi Tarih'inde kaydetmiş ve Resulüllah'ın, "Git Muaviye'yi çağır" sözüne, "Muaviye vahiy katiplerindendir" sözünü de eklemiştir.   671 Sahih-i Müslim, Kitabu'l Birr-i ve's-Sıla, s. 2010, hadis 96.

VASİLİKTEN BAHSEDENLERİN KINANMASI

İbn-i Kesir'in "Tarih"inde değindiği bazı konular şöyledir: "Şia'nın cahilleriyle aptal destancılarını razı eden ve övünç kaynağı olan şey tepeden tırnağa yalan ve iftira olan bir konudur, onlar `Resulüllah vasiyet ederek Ali'yi halife tayin etmiştir' diyorlar. Bu durumda ashab-ı kiramın Resulüllah'ın emrine itaat etmeyerek büyük bir hıyanet işlemiş olması gerekiyor. (Bilindiği gibi Hz. Ali'nin halife tayin edilmesi olayı Gadr-i Hum günü sahabenin tamamının huzurunda gerçekleşmiş bir hadisedir).
Scroll to top