PEYGAMBERİN VEFAT ANINDA YANINDAKİLERİN KİMLER OLDUĞUNA DAİR ÇELİŞKİLİ HADİSLER

"Aişe'nin yanında Ali'nin Resulüllah'ın vasisi olduğu söylenince dedi ki: Bu vasilik işi ne zaman oldu? Resulüllah'ı göğsüme veya yan tarafıma yaslamıştım. O, bir leğen istedi ve bana yaslanmış olduğu halde vefat etti. Fakat ben O'nun ne zaman öldüğünü bile fark etmedim. Bu durumda Resulüllah onu ne zaman vasi tayin etmiş olabilir?" 672 Bu rivayet diğer sahabelerin rivayetleri ile çeliştiği gibi, Hz. Aişe'nin bizzat kendi rivayetleri ile de çelişmektedir. İbn-i Asakir şöyle naklediyor: "İki kadın Aişe'ye `Ey ümmü'l-mü'minin, Ali'yi bize anlat' dedi. Bunun üzerine Aişe, `Resulüllah'ın, kucağında vefat ettiği, ellerinde ruhu çıkınca elini yüzüne süren, nerede defnedileceği ko672 Sahih-i Buhari, Kitabu'l Megazi, Marazu'n-Nebiy bâbı c. 3, s. 65; Müsned-i Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 32; Sahih-i Müslim, Şerh-i Nevevi, Kitabu'l Vasiyet, c. 11, s. 89; Fethu'l Bari, c. 6, s. 32

PEYGAMBERİN VEFAT ANINDA YANINDAKİLERİN KİMLER OLDUĞUNA DAİR ÇELİŞKİLİ HADİSLER (2)

nusunda ihtilaf çıktığında, `Allah katında en üstünü Resulüllah'ın vefat ettiği yerde defnedilmesidir' diyen bir adamın nesini soruyorsunuz?' dedi. Kadınlar, `Öyleyse, neden O'nunla savaşmaya kalktın?' diye sorduklarında, `Bu, olmuş bitmiş bir şeydir. Dünyadaki her şeyi feda ederek bunu telafi etmek isterdim' dedi." Yine İbn-i Asakir, Aişe'den şöyle rivayet eder: "Resulüllah'ın ölümü yaklaşınca, `Bana sevgilimi çağırın' buyurdu. Hz. Peygamberin emri üzerine Ali'yi çağırdılar. Resulüllah üzerindeki örtüyü O'nun üzerine attı, O'nu kucakladı ve vefat edinceye kadar da öyle kaldılar." 673 Yine bu konuyla alakalı olarak Ebu Gatafan der ki: "İbn-i Abbas'a, `Resulüllah vefat edince başının, birinin kucağında olduğunu kendi gözlerinle gördün mü' diye sordum. O, `Resulüllah Ali'ye yaslanmış olarak vefat etti' cevabını verdi. Bunun üzerine dedim ki, `Urve Aişe'nin, `Resulüllah bana yaslanmış olarak vefat etti' dediğini naklediyor' dedim. İbn-i Abbas: `Sen de inandın mı? Vallahi Resulüllah Ali'nin göğsüne yaslanmış olduğu halde vefat etti. Ali şahsen Peygamberin cenazesini yıkadı' […]

PEYGAMBERİN VEFAT ANINDA YANINDAKİLERİN KİMLER OLDUĞUNA DAİR ÇELİŞKİLİ HADİSLER (3)

kitabı yazmaya koyuldum. Bir müddet sonra huzuruna girdiğimde bana `Ne yaptın?' diye sordu. Ben, `Mudar kabilesinin soy ağacını yazmakla meşgulüm. Henüz bunu bitirmedim' dedim. O, `Bunu yazmak yerine siret'le ilgili bir kitap yaz' dedi. Ben, `Ancak o zaman Ali b. Ebi Tâlib'in de siretini yazmak zorunda kalırım. Buna izin veriyor musunuz?' dedim. Halid, `Hayır, ama Ali'yi cehennemin derinliklerine düşürebilecek bir konu bulursan yaz' dedi. 675 Halid b. Abdullah denen zat Emeviler döneminde uzun zaman valilik yapmış, dinî bakımdan ciddi suçlamalara maruz kalmış biridir. 676 Bu konuyla ilgili örnekler oldukça fazladır. Biz buraya belli başlı olanları almakla yetindik. Bütün bu anlattıklarımızı kısaca özetlersek karşımıza şu manzara çıkmaktadır: Ehl-i Sünnet dünyasında hadislerin yazılması daha Resulüllah'ın sağlığında engellenmeye başlamıştı. Bunun en bâriz örneği Efendimizin vefatından az önce vasiyetini yazmasına engel olunduğu zaman kendini göstermiştir. Hadislerin yazılmasına karşı olan anlayış, daha sonraki yıllarda da devam etmiştir. Yukarıda da anlattığımız […]

PEYGAMBERİN VEFAT ANINDA YANINDAKİLERİN KİMLER OLDUĞUNA DAİR ÇELİŞKİLİ HADİSLER (4)

manında yani Hicri 143 yılında başlamıştır. Yani Hicret'in 143. yılına kadar eldeki hadislerle veya Peygamberimizin sünnetiyle ile ilgili herhangi bir eser mevcut değildir. Yine yukarıda ifade edildiği gibi, bu süre zarfında Hz. Ali'nin hilafeti ile ilgili hadisler (özellikle Gadr-i Hum olayı) ısrarla örtbas edilmeye çalışılmış ve bu konuda büyük ölçüde başarılı olunmuştur. Sünni dünyasında durum bu şekildeyken acaba Ehl-i Beyt imamları hadis ve Peygamberden rivayetler konusunda ne noktadaydı? Şimdi Ehl-i Beyt dünyasının hadisler konusundaki durumunu inceleyelim.

EHL-İ BEYT MEKTEBİNDE HADİS

Ehl-i Beyt mektebinde ilk hadis yazan kişi Hz. Ali'dir. Hz. Ali bilindiği gibi Ehl-i Beyt'ten olup hakkında temiz ve günahsız olduğuna dair ayetler bulunan bir zattır. İbn-i Abbas'ın rivayetine göre Hz. Ali hakkında tam üç yüz ayet nâzil olmuştur. 677 "Yüce Allah ancak ve ancak siz Ehl-i Beyt'ten her türlü çirkinliği gidermek ve sizi tertemiz yapmak ister." 678 Doğru sözlülüğü Allah tarafından bayan edilmiş olan Hz. Ali'nin ilmî yönü hakkında Resulüllah şöyle buyurmaktadır: "Allah her ilmi Bende toplamıştır. Ben de bildiğim her ilmi `muttakilerin imamı'nda topladım. Ben her ilmi Ali'ye öğrettim. O'dur açık ve şüphesiz olan imam". 679 "Ben öğrendiğim her şeyi mutlaka Ali'ye de öğrettim. O Benim ilim şehrimin kapısıdır." 680 677 İbn-i Asakir, Savaik 3, bâb 9, s. 76 678 Ahzab, 33 679 El-İhticac, c. 1, s. 74 680 İhkakü'l Hak, c. 5, s. 501; Et-Terâif, s. 77

EHL-İ BEYT MEKTEBİNDE HADİS (2)

"Ben ilim şehriyim. Ali onun kapısıdır. Allah şöyle buyurdu: `Evlere kapılarından girin.' 681 O halde kim ilim istiyorsa ona kapısından girsin." 682 Doğru sözlülüğüne Allah ve Resulü'nün şahitlik ettiği Hz. Ali, Ehl-i Beyt mektebinin ilk hadis yazan kişisidir. Şeyh Tusi'nin el-Emali adlı eserinde Besairu'd-Derecat ve Yenabiu'l Mevedde'de Ahmed b. Muhammed b. Ali'den, İmam Muhammed Bâkır kanalıyla babalarından şöyle rivayet edilmiştir: "Resulüllah, Ali'ye, `Sana söylediklerimi yaz' buyurdu. Ali, `Ya Resulallah, unutmamdan mı endişe ediyorsunuz?' diye sordu. Resulüllah, `Hayır, unutmandan endişe etmiyorum. Çünkü Ben Allah'tan Senin hafızanı güçlendirmesini ve Senin unutmamanı istedim. Bunları ortakların için yaz' buyurdu. Bunun üzerine Ali, `Ya Resulallah ortaklarım kimlerdir?' diye sordu. Peygamber, `Ortakların Senin evlatlarından olan imamlardır. Allah onların sebebiyle ümmetime yağmur yağdırır. Onların sebebiyle duaları kabul olur, Allah onların sebebiyle ümmetimden belaları giderir ve onların sebebiyle gökten rahmet iner' buyurdu. Ve Hasan'a işaret ederek `Bu onların birincisidir' dedi. Ardından Hüseyin'e işaret ederek, […]

HZ. ALİ’NİN MUSHAFI

Hz. Ali, Resulüllah'ın cenaze ve defin işinin sona ermesinin ardından evine çekilmiş ve Kur'an ayetlerini toplayıp nüzul sırasına göre tertip etmekle meşgul olmuştur. İmam Câfer-i Sâdık bu konuda şöyle diyor: "Resulüllah, Ali'ye dedi ki, "Ey Ali! Kur'an yatağımın arkasında mushafta, ipek levhalarda ve kağıtlarda yazılıdır. Yahudilerin Tevrat'ı kaybetmeleri gibi onları kaybetmeyin.' Bunun üzerine Ali onları sarı bir örtü içine koyup topladı." 684 Şeyh Müfid şöyle yazıyor: "Mü'minlerin Emiri, Kur'an'ı baştan sona bir araya getirdi, yapması gerekeni yaptı. Mekkî ayetleri Medenî ayetlerden önce yazmak suretiyle her ayeti olması gereken yerde yazmıştı." 685   684 el-Menakıb, İbn-i Şehraşub, s. 2, 41; Fethu'l-Bari, c. 10, s. 386; el-İtkan, Suyuti, c. 1, s. 51 685 Şeyh Müfid, el-Mesail'us-Serviye, s. 79

MUSHAFIN ÖZELLİKLERİ

1- Sûreler nüzul sırasına göre belirlenmiştir. 2- Hükmü kaldırılmamış ayetler hükmü kaldırılanlardan önce getirilmiştir. 3- Ayetler hiçbir değişikliğe uğramadan, dikkatle yazılmıştır. 4- Her ayet, harf harf aynen Peygamber'in okuduğu gibi yazılmıştır. 5- Ayetler, Peygamber'in imlası, Ali'nin hattı ile yazılmıştır. 6- Ayetlerin tefsiri, Allah tarafından nâzil olduğu kadar yazılmıştır. 7- Ayetlerin tevili (asıl mânâ ve yorumları) onda zikrolunmuştur. 8- Ayetlerin indirilmesinin nerede, ne zaman, ne maksatla oluğu, ayetten kimlerin kastedildiği, bütün özellikleri zikredilmiştir. Bu özellikler "Ayetlerin Tenzili" diye adlandırılmıştır. 9- Ehl-i Hak ve ehl-i bâtılın kimler olduğu, ayrıca Muhacirler'den ve Ensar'dan bazı kimselerin veya münafıkların işlediği suçlar da bu kitapta yazılmıştır. Görüldüğü gibi, bu Mushaf aynı zamanda bir tefsir kitabı niteliğinde idi ve ayetleri izah eden çok sayıda hadisi de içermekteydi.

CAMİA

Muhammed b. Müslim'den şöyle rivayet edilmiştir: İmam Muhammed Bâkır şöyle buyurdu: "Bizim yanımızda Ali'nin kitaplarından yetmiş arşın uzunluğunda bir sahife var, biz bu sahifede yazılanları izler ve onun sınırlarından dışarı çıkmayız." Ben, "Bu sahifenin konusu nedir? Acaba bütün ilimleri mi içeriyor, yoksa talak ve miras gibi insanların konuştuğu şeylerin açıklaması mı var?" diye sordum. İmam, "Ali, bu sahifede bütün ilimleri, yargı ve mirasla ilgili her şeyi yazmıştır, eğer hükümet bize ulaşırsa, her şeyi onda bulur, ona göre davranırız" buyurdu. 686 İmam Câfer-i Sâdık'tan ise şöyle rivayet edilmiştir: "Vallahi bizim yanımızda uzunluğu yetmiş arşın olan bir sahife 686 Besairu'd-Derecat, s. 143

CAMİA (2)

var, bu sahifede insanların ihtiyaç duyduğu her şey kayıtlıdır, hatta küçük bir tırmalamanın diyeti bile... Belirtilen bu kitabı Resulüllah imla etmiş, Ali de yazmıştır." 687 Besairu'd-Derecat'da ve Usul-ü Kafi'de Ebu Bâsir'den şöyle rivayet edilmiştir: "İmam Câfer-i Sâdık'ın huzuruna vardım. `Fedanız olayım, size bir sorum var' dedim. İmam, `Ne istersen sorabilirsin' dedi. Ben, `İnsanlar Resulüllah'ın Ali'ye her birinden bin kapı açılan bin ilim öğrettiğini söylüyorlar' dedim. İmam, `Ey Ebu Muhammed! Camia bizim yanımızdadır. Diğerleri "Camia"nın ne olduğunu ne bilirler!' buyurdu. Ben, `Camia nedir?' diye sordum. İmam, `Resulüllah'ın mübarek dudaklarından çıkan imlasıyla Ali'nin kendi eliyle yazdığı Resulüllah'ın zırasıyla (zıra yaklaşık yarım metre uzunluğunda bir ölçü birimidir) yetmiş zıra uzunluğunda bir sahifedir. Onda bütün helal ve haramlar ve halkın ihtiyaç duyduğu her şey, hatta tırmalamanın diyeti bile kaydedilmiştir' buyurdu." 688 Yine aynı kaynaklarda, Ebu Şeybe'den şöyle nakledilmiştir: İmam Câfer Sâdık'ın şöyle buyurduğunu duydum: "Resulüllah'ın imlası ve Ali'nin hattıyla yazılmış […]

CİFR KİTABI VE HZ. FÂTIMA’NIN MUSHAFI

Besairu'd-Derecat kitabında Ebu Meryem'den şöyle rivayet edilmiştir: "İmam Câfer Sâdık bana şöyle dedi: Bizim yanımızda kenarlarına kadar dolan öküz derisi üzerine yazılmış olan Cifr kitabı var. Bu kitap geçmişte vukû bulan ve kıyamete kadar gelecekte vukû bulacak olayları içermektedir." 690 Usul-ü Kafi'de Hammad b. Zeyd'in İmam Câfer Sâdık'tan şöyle rivayet ettiği kaydedilmektedir: "Allah Teala, Peygamberinin ruhunu aldığı zaman, O hazretin vefatından dolayı Fâtıma'yı, zorluğunu Allah'tan başka kimsenin bilmediği bir üzüntü ve keder sardı. Bu nedenle Allah O'nunla konuşup üzüntüsünü teselli etmesi için bir melek gönderdi. Fâtıma bunu Ali'ye bildirdi. Ali de O'ndan tüm duyduklarını yazdı. Ve böylece Mushaf oluştu. Onda ancak gelecekle ilgili haberler vardır." 691 690 Besairu'd-Derecat, s. 160 691 Usul-ü Kafi, c. 1, s. 240

CİFR KİTABI VE HZ. FÂTIMA’NIN MUSHAFI (2)

Ehl-i Beyt imamlarının, İmam Ali'nin ahkam konusundaki "Camia" kitabını, gelecekte vukû bulacak tüm olayları içeren "Cifr" i ve "Hz. Fâtıma'nın Mushafı"nı miras aldıkları mütevatir olarak rivayet edilmiştir. Ebu Hamza İmam Câfer Sâdık'tan şöyle rivayet eder: "Fâtıma'nın Mushafı'nda Kur'an'dan hiçbir şey yoktur. Onda babasının vefatından sonra kendisine telkin edilen sözler vardır." Yani, Ehl-i Beyt mektebinde hadis kitabı yazan ilk kişi Ali b. Ebi Tâlib'tir. Ali, Resulüllah'ın buyruklarını yetmiş zıra uzunluğunda bir deri parçası olan Camia kitabında toplamıştır. Yeryüzünde insanların ihtiyaç duyduğu her hüküm o kitapta mevcut idi. Hz. Ali'nin kitapları kendisinden sonra evlatlarından olan imamlara miras kalmıştır. Resulüllah Gadr-i Hum Hutbesi'nde Hz. Ali'nin evlatlarından olan imamlar hakkında şöyle buyurmaktadır: "Ey insanlar, Ali ve O'nun soyundan olan temiz çocuklarım `sıkl-i asgar'dır (daha küçük değerli emanet) ve Kur'an ise `sıkl-i ekber'dir (daha büyük değerli emanet). Bu ikisinden her biri diğerini haber vermekte ve onunla uyum içinde bulunmaktadır. Onlar Kevser […]

CİFR KİTABI VE HZ. FÂTIMA’NIN MUSHAFI (3)

kipçilerinin göç ve sürgün halinde olması sebebiyle bu eser kaybolmuştur. Allame Meclisi'nin yazdığı "Biharu'l Envar" ve öğrencisi Behrani'nin yazdığı "el-Avalim" adlı hadis külliyatları ile de Ehl-i Beyt mektebinin en kapsamlı ve kamil hadis külliyatı meydana gelmiş oldu. Ehl-i Beyt mektebi alimleri fıkhî hükümlerin hadislerine de özel bir ilgi ve özen göstermişlerdir. Şeyh Sâduk fıkıh ve hadise dayalı ilk büyük kitabını yazmıştır ve onu "Men la Yahzuruhul Fakih" olarak adlandırmıştır. Ondan sonra da Şeyh Tusi "İstibsar" ve "Tezhib" kitaplarını bu dalda yazmıştır. İşte bu esas üzere dört büyük hadis kaynağı (yani Kafi, Men la Yahzuruhul Fakih, Tehzib, İstibsar) Ehl-i Beyt mektebinde özel üne kavuşmuştur. Hz. Ali'den sonra O'nun evlatlarından olan Ehl-i Beyt imamları bu sahifeleri miras almışlardır. Câbir b. Yezid'den şöyle rivayet edilmiştir: "İmam Muhammed Bâkır, `Benim yanımda Resulüllah'ın hibe ettiği on dokuz kitabı içeren bir sahife var' buyurdu." 693   693 Besairu'd-Derecat, s. 144

BU KİTAPLAR NASIL MUHAFAZA EDİLDİ?

Ehl-i Beyt imamları bu kitapları birbirlerinden aldılar. Besairu'd-Derecat kitabında Mualla b. Huneys kanalıyla İmam Câfer Sâdık'tan şöyle rivayet edilmiştir: "Bu kitaplar Ali'nin yanındaydı. Irak'a gidince onları emanet olarak Ümmü Seleme'ye bıraktı. Ali şehid olunca bu kitaplar Hasan'a ulaştı ve Hasan'dan sonra ise Hüseyin'e ulaştı. Hüseyin şehid olunca Ali b. Hüseyin'e ulaştı ve ondan sonra da babam İmam Muhammed Bâkır'a ulaştı." 694 Usul-ü Kafi'de Suleym b. Kays'tan şöyle rivayet edilir: "Emirü'l-Mü'minin Ali, oğlu Hasan'a vasiyet edip, Hüseyin, Muhammed ve tüm çocuklarını ve kendi Ehl-i Beyt'ini buna tanık tuttuğunda ben de oradaydım. Emirü'l-Mü'minin Ali kitap ve silahı Hasan'a verip şöyle buyurdu: `Oğlum! Resulüllah Beni kendisine vasi tayin edip, kitaplarını ve silahını Bana verdiği gibi, Bana da seni kendime vasi tayin edip, kitaplarımı ve silahımı Sana teslim etmemi emretti. Ve Bana emretti ki, Sana ölüm vakti gelince onları kardeşin Hüseyin'e vermeni emredeyim.' 694 Besairu'd-Derecat, s. 162.

BU KİTAPLAR NASIL MUHAFAZA EDİLDİ? (2)

Daha sonra oğlu Hüseyin'e dönerek şöyle buyurdu: `Ve Resulüllah Sana onları bu oğluna vermeni emretti.' Sonra Ali b. Hüseyin'in elinden tutup ona, `Resulüllah Sana da onları oğlun Muhammed b. Ali'ye vermeni emretti. Ayrıca Resulüllah'ın ve Benim selamımı da ona ulaştırırsın' dedi." 695 Bu şekilde bu kitaplar Ehl-i Beyt imamları arasında elden ele aktarılarak muhafaza edilmiştir. Usul-i Kafi, A'lamu'l Vera, Menakıb-i İbn-i Şehraşub ve Biharü'l Envar'da İmam Câfer-i Sâdık'ın şöyle dediği rivayet edilmektedir: "Hüseyin Irak'a gittiği sırada kitaplarını ve vasiyetnamesini Ümmü Seleme'ye emanet bıraktı. Ali b. Hüseyin gelip, Ümmü Seleme'ye müracaat etti. Ve onları teslim aldı." 696 Ehl-i Beyt imamları insanlara bu kitaplara dayanarak fetva veriyorlardı. Bu konuda İmam Câfer şunları söylüyor: "Adamın biri İmam Câfer Sâdık'tan bir mesele sordu. Hazret adamın sorusunu cevapladı. Adam tekrar, `Eğer şöyle böyle olursa o zaman ne dersin?' deyince, İmam, `Sus! Sana verdiğim cevap Resulüllah'tandır. Bizim `siz ne dersiniz'le işimiz olmaz' buyurdu." 697 […]

DİYAT KİTABI

Bu konuda Zarif b. Nasih denilen zat önemli bir yere sahiptir. Zarif Kûfe'de doğmuş, doğru sözlülüğü ile tanınan, hadiste güvenilir bir zat idi. Kendisi İmam Muhammed Bâkır'ı görmüştür. 699 Zarif b. Nasih Hz. Ali'nin, valilerine ve ordu komutanlarına yazmış olduğu emirleri derlemiştir. Bu kitabin adı "Diyat" kitabıdır. Bu kitap İmam Ali'nin imlasıyla yazılmış ve İmam Câfer ile İmam Rıza'ya ulaşmıştır. Yani bu Diyat kitabını İmam Ali kendi yazısıyla yazmış ve onu imla etmiş ve ardından valilere yollamıştır. Daha sonra Hz. Ali'yi sevenler onu kaydederek nesilden nesile aktarmış ve İmam Cafer'in döneminde ona sunmuşlar ve o da "Bu kitap sahihtir" diyerek bunu onaylamıştır. Kuleyni "el-Kafi"de bu kitabın bölümlerini yazmıştır. Şeyh Sâduk, bu eserin tümünü "Men La Yahzuruhu'l Fakih" adlı kitabında nakletmiştir Şeyh Tusi "et-Tehzib" adlı kitabında onun tümünü rivayet etmiştir. Yine Şeyh Tusi "el-İstibsar" adlı kitabının bir bölümünde bunu kaydetmiştir. 699 Mecmau'r-Rical, c. 3, s. 232

EHL-İ BEYT MEKTEBİNİN ÜÇ BÜYÜK ALİMİ HADİSLERİ KİTAPLARINA NASIL ALMIŞTIR?

Ehl-i Beyt mektebinin üç büyük alimi, Kuleyni, Şeyh Sâduk ve Şeyh Tusi hadisleri Ehl-i Beyt imamlarının ashabının yazılarından ve onların "usul"lerinden büyük bir itina ile kendi kitaplarına almışlardır. Ehl-i Beyt alimleri hadisleri kitaplarına alırken bazı esaslara da dikkat etmişlerdir. Şöyle ki; Ehl-i Beyt imamları hadis rivayet eden yalancı kimseleri mektepten uzaklaştırma, teşhir ve tel'in etmek gibi çareler öngörmüşlerdir. Diğer yandan doğru hadisi yanlış hadisten ayırt edip tanımak için bir takım kaideler de ortaya koymuşlardır. İmam Câfer'in Mina'da şöyle buyurduğu rivayet edilmektedir: "Ey insanlar! Benden size rivayet edilen şeyler Allah'ın Kitabı'na uygunsa bilin ki o benim sözümdür. Eğer Allah'ın Kitabı'na uygun değilse bilin ki benim sözüm değildir." 700 700 Vesailü'ş-Şia, c. 18, s. 79

EHL-İ BEYT MEKTEBİNİN ÜÇ BÜYÜK ALİMİ HADİSLERİ KİTAPLARINA NASIL ALMIŞTIR? (2)

İmam Muhammed Bâkır ise bu konuda şöyle demektedir: "Bizden size bir hadis rivayet edildiğinde eğer Allah'ın Kitabı'ndan ona bir veya iki şahit bulursanız onu kabul edin. Aksi takdirde onunla ilgili bir şey söylemeyip, onu bize havale edin ki o konudaki gerçek size açıklanmış olsun." 701 Yine Câfer-i Sâdık şöyle buyurmuştur: "Her şey Allah'ın Kitabı'na ve Resulüllah'ın sünnetine döndürülür. Allah'ın Kitabı ile uyumlu olmayan her hadis bâtıldır" 702 Ehl-i Beyt imamları bu şekilde sahih hadisi sahih olmayan hadisten ayırt etmek için birtakım kaideler ortaya koymuşlar ve kuşaktan kuşağa bu kaideleri hadisleri tanımada bir ölçü olarak kabul etmişlerdir. Ve bu şekilde Ehl-i Beyt mektebinin hadis külliyatı vücuda gelmiştir. 703 Özet olarak deriz ki; Ehl-i Sünnet dünyasının uzun yıllar hadis yazılmasına karşı çıktığını ve hadis rivayetinde bulunan sahabe ve tabiine karşı ciddi bir baskı politikasının uygulandığını yazımızın başında ifade etmiştik. Ehl-i Sünnet'in hadis kaynakları Hicret'ten 143 yıl sonra kaleme […]

EHL-İ BEYT MEKTEBİNİN ÜÇ BÜYÜK ALİMİ HADİSLERİ KİTAPLARINA NASIL ALMIŞTIR? (3)

Hz. Ali tarafından kaleme alınan hadisler, çeşitli sahifeler ve kitaplar Ehl-i Beyt imamları aracılığıyla nesilden nesile aktarılmış, Ehl-i Beyt dünyasının büyük alimleri tarafından bir hadis külliyatı haline getirilmiş ve günümüze kadar ulaşmıştır . Dolayısıyla, direkt olarak Allah Resulü'ne dayanan bu eserlerin güvenilirliği tartışma götürmez bir hakikattir.

İMAM ALİ VE GADR-İ HUM OLAYI

"Ey Resul, Sana indirileni tebliğ et! (İnsanlara ulaştır) ve eğer bunu yapmazsan peygamberliğini tebliğ etmemiş olursun. Ve Allah Seni insanlardan koruyacak." 704 "Bugün kâfirler, sizin dininizden (onu yok etmekten) ümit kesmişlerdir. Artık onlardan korkmayın, Benden korkun. Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam'ı beğendim."705 Ebû Saîd-i Hudrî'den şöyle nakledilmiştir: Hz. Peygamber (s.a.v.) Zilhicce ayının onsekizi, Perşembe gününde Gadr-i Hum denen yere indiğinde, insanları Ali'ye davet etti ve O'nun iki pazısından tutarak yukarı kaldırdı; öyle ki insanlar Allah Resulü'nün koltuk altının beyazlığını gördü. Ondan sonra şöyle buyurdu: 704 Mâide, 67 705 Mâide, 3
Scroll to top